27 Kasım 2007 Salı

Anneme Mektup


Anneme Mektup
Armağan Saraç /Öğretmen
Anneciğim, hep seni ne kadar sevdiğimi, küçücük yüreğimdeki kocaman yerini anlatmak iste­dim. Ama başaramadım. Çünkü hiç anlamaya çalışmadın. Bir gün bahçeden sana çiçek topladım. Bardağa koydum, getiriyordum ki, bardak birdenbire elimden düştü, kırıldı. Çiçekle sana sevgimi anlatacaktım. Kınlan bardak için o kadar bağırdın ki bir daha kimseye çiçek vermemeye yemin ettim. Anne, benim küçücük yüreğimde herkesi sevecek kadar yer vardı. Ben herkesi çok sevi-yordum, Ama sen, insanların hep kötü olduklarını, onlara güvenilmemesi gerektiğini söyledin. Ben de artık insanları sevmiyorum.
Anneciğim, bir türlü küçük kafam almıyor, bana başkasına vurmayı sen öğrettin. Ben doğ­duğumda vurmayı bilmiyordum ki, neden şimdi kardeşime vurmama kızıyorsun? Ben ona vurunca elime vuruyorsun. Anne, babamı hiç sevmiyor musun? Hep beni onunla korkutuyorsun, onu sevme­mi istemiyor musun? Ben bir şeyi bağırmadan istersem vermiyorsun. Bağırarak istersem veriyorsun. O yüzden ben de hep bağırarak, ağlayarak istiyorum, hem de dediğini yapmak için bağırmanı bek­liyorum. Biliyor musun seni bağırtmak hoşuma gidiyor. O zaman benimle ilgilendiğini düşünüyorum.
Anne, sana güzel bir haberim var: Artık yemeklerimi yiyeceğim. Bir an önce büyümek istiyo­rum. Neden mi? Seninle konuşurken yukarılara bakmaktan bıktım. Artık boynum ağrıyor. Eğer büyümem daha çok sürecekse, neden sen çömelerek benimle konuşmuyorsun? O zaman kendimi daha iyi hissedeceğim. Konuşurken gözlerini görmek istiyorum. Gözlerinin derinliğinde, sevildiğimi anlamak istiyorum. Anneciğim neden o çok sevdiğin arkadaşlarının çocuklarına kendi eşyalarını vermiyorsun? Onlara oyuncaklarımı vermekten hoşlanmıyorum. Oyuncakları bana mı, yoksa arkadaşlarının çocuklarına mı alıyorsun? Onlar kırınca kızmıyorsun, ben kırınca:"Sende hiç insaf yok mu?" diye, beni cezalandırıyorsun. Artık ona da çözüm buldum, kırınca saklayacak, başkaları kırmış gibi, mi­ safirler gelince sana göstereceğim.
Anne, beni neden dinlemiyorsun? Benim çizgi kahramanlarım, kırılan oyuncağım, kaybolan kalemim neden seni ilgilendirmiyor? Beni de senin şefin, arkadaşının yeni aldığı çanta hiç ilgilendirmiyor... Onları dinlemek istemiyorum. Senin beni dinlemeni, onların benim için ne kadar önemli olduğunu anlamanı istiyorum. Sadece büyüklere ait şeyler mi önemlidir? Anne, yeni bakıcımı hiç sevmedim. Saçlarımı senin taradığın gibi taramıyor. Bana eski bakıcının baktığı gibi şefkatle bakmıyor. Anne, sen bana neden şefkatle bakmıyorsun? Anne, evdeki eşyaları, sehpayı, kül tablalarını, televizyonu kıskanıyorum; onları kırmak, yok etmek istiyorum. Onlar olmazsa beni daha çok seveceğini düşünüyorum. Hem de onları kırma korkusu olmadan evin içinde rahatça koşup oynayabileceğim. Onları temizlemek için ayırdığın vakti bana ayırmıyorsun. Demek ki onları benden daha çok seviyorsun.
Anneciğim, evde oynamaktan bıktım. Dışarılarda koşup oynamak, minik su birikintilerine ayağımı sokmak, dökerek pasta yemek, elimle makarna yemek, ayranı üstüme dökmek istiyorum. Anne ben yaşamak istiyorum. "Yapmaların, etmelerin" olmadığı, sevginin çok olduğu, annelerin çocuklarını anladığı bir yer istiyorum. O yeri bulmak için buralardan gitmek istiyorum. Belki bir kuşun kanadında, belki bir çiçeğin yaprağında, belki de bir balığın akvaryumunda...
Sevgilerimle

Hiç yorum yok: