27 Kasım 2007 Salı

GEL


Hz. MEVLANA (1207–1273)

GEL
Deniz Oğuz/ŞAİR
Gene gel, gene.

Ne olursan ol, ister kâfir ol,

İster atese tap, ister puta,

İster yüz kere tövbe etmiş ol,

ister yüz kere bozmuş ol tövbeni.

Umutsuzluk kapısı değil bu kapı,

Nasılsan, Öyle gel.

Doğumunun 800. yılında bile ‘’Gel’’ diyen sesi, sevgisiyle, hoşgörüsüyle insanlığa kucak açan elleri ve yüreği tüm dünya insanlarını sarmıştır Mevlana’nın. Mevlana Celaleddin-i Rumi eski bir Türk kültür merkezi olan Türkistan’ın Belh şehrinde1207’de dünyaya düşünceleriyle, kişiliğiyle ışık saçmaya gelmiştir. Sekiz asırdır da gerek Doğu da gerekse Batıda Güneyde ve Kuzeyde tüm dünyada yaşayan insanların yüreğine sevgisi ve hoşgörüsüyle Taht kurmuştur. Mevlana ulu bir mutasavvıf, fikir adamı ve şair olarak zamanı, mekânı, inanan insanlar inanmayan insanlar kavramlarını darmadağın ederek; dostluk, kardeşlik tohumları ekerek insanlarıBirbirine ve güzelliğe, barışa çağırmıştır. Babası Bahaeddin Veled, Harzemşahlar devleti nezdindeBüyük bir nüfusa sahip devrin en büyük âlimlerinden ve ‘’Sultan-ül Ulema’’ yani bilginlerin sultanı unvanı kazanmış büyük bir şahsiyetti. İlk eğitimcisi babası Bahaeddin’dir. Ailesi asıl vatanları olan Belh’den Anadolu Selçuklularının başkenti olan Larende’ye (Karaman’a) göç etmiş daha sonra da Konya’ya yerleşmişlerdir. Büyük Türk-İslam düşünürü Mevlana Celaledin-i Rumi Konya’yı bununla beraber Türk İslam kültürünü 13. asırda evrenselliğe açmıştır. Mevlana’da hareket noktası insandır. İnsanı insan yapacak bütün davranış ve düşünceler ile Allah’a ulaşmayı istemiştir ki çünkü insan yüce Kitapta eşref-i mahlûkat yani
‘’Yaratılanların en şereflisi ‘’olarak anılmaktadır. Mevlana bütün insanlığı kucaklayan; dinamik, hayat dolu dünyayı ve insanları yaratılış gayesine göre değerlendiren; ahlaki, ilmi, dini, felsefi, insani düşünceleriyle tüm dünya insanlarının, gelmiş ve geçmiş zamanların unutulmaz şahsiyeti olmuştur. Onu unutulmaz kılan tüm dünya insanlarının, gelmiş geçmiş zamanların unutulmaz şahsiyeti olmuştur. Onu unutulmaz kılan ve tüm insanların ona hayran kalmasına neden olan en önemli özelliği ise sevgisi, hoşgörüsüdür. Çünkü Hz.Mevlana insana verilen tüm meziyetleri, lütufları, gayeleri tüm detayıyla iyi bilip bunları gayet samimi ve özüne kimliğine uygun bir dille anlatmaya çalışmıştır. Ve şöyle demiştir insanlar konusunda: ’’İnsanı anlatmaya kalksam zaman biter ama söz bitmez.’’Ve şöyle özetlemiştir insanı:‘’Ruh, akıl, sevgi’’İnsanlara insanlıklarının farkında olmalarını bunu en iyi şekilde kullanmaları gerektiğini, açık yüreklilikle dile getirerek:
‘’Beri gel beri, daha da beri Mademki ben senim, sen de ben’sin Niye bu senlik benlik? Biz Tanrı ışığıyız Aydınlık, aydınlıktan ne diye kaçar böyle? Herkesle, barışıp kaynaş. Kendin de kaldıkça, bir zerresin amma Herkesle birleşince bir ummansın. ‘’(1)’Mevlana, insanı sevgiyle yoğrulmuş bir varlık olarak görür:’’Biz aşk çocuğuyuz. Anamız aşk, babamız aşk, biz aşktan doğduk ‘’ diyerek Allah sevgisiyle insan sevgisini ayrılmaz bir bütün olarak görüp öylesine usta bir dille işlemiştir ki böyle bir sevgide ayrılık yapamaz insan. Günümüz de insanlar, toplumlar, milletler birbiriyle devlet düzeyinde irtibat kurmak isterkenbu kadar bölünmüşlük varken şeklen beraberlik aranırken bunun için çaba harcanırken Hz Mevlana İnsandan yola çıkarak insanları birbiriyle kucaklaşmaya çağırmıştır.‘’Kendi kendimizce bunca kavgamız. Bunca inatlaşmamız niye? Biz hepimiz aynı mayadanız. Beynimiz, başımız da öyle. Hadi şu benlikten vazgeç!’’ Günümüzde öyle ihtiyaç var kiOnun bu çağrısına bırakın devletleri, milletleri kendi içimizde dahi benlik, davasından bir türlü Vazgeçmiyor insanlar. İşte mutsuzluklar, savaşlar da buradan başlıyor. İnsana ve Yaratan’ın eseri olan diğer bütün varlıklara sevgiyle bakabilenler; ahlakın, hoşgörünün, tevazunun meyvelerini toplayabilirler. Mevlana Hazretleri dinimizdeki insan sevgisini dostlukla birleştirerek insanların dost ve kardeş olmalarını istemiştir. Çünkü insan Allah’ın en kıymetli eseridir. Sevginin ibadetten dahaüstün olduğunu da şöyle ifade eder.‘’Kıyamette namazları, oruçları, sadakaları teraziye koyarlar; fakat sevgiyi getirdiler mi teraziye sığmaz. Demek ki temel sevgidir. Onu iste de çoğalt. ‘’(2) Allah’a yaptığı ibadetlerle övünüp kendini üstünlük derecesinde görenler, cehalet karanlığında yaşayanlar için ibret vericidir. Çünkü tevazu Sahibi olmak, yani alçak gönüllü davranmak da insan olmanın erdemindendir. Hz Mevlana bir insanın nasıl olması gerektiğini yedi öğüdüyle şöyle dile getirmiştir:
Sevgide, merhamette güneş gibi ol Dostluk ve kardeşlikte akarsu gibi ol Hataları, kusurları örtmede gece gibi ol Tevazu da ve alçak gönüllülükte toprak gibi ol Öfkede, asabiyet de ölü gibi ol Her ne olursan ol YA OLDUĞUN GİBİ GÖRÜN YA GÖRÜNDÜĞÜN GİBİ OL
Günümüzde öyle ihtiyaç vardır ki onun yansıttığı yürek ışığına; savaşların devam ettiği, bir tarafta açlıktan ölen ve öldürülen insanlar, bir tarafta aç çöpten ekmek toplayanlar, bir tarafta ezilenler, bir tarafta ezenler dünyayı baki sanan kendini bilmezlerin olduğu şu günde birlik ve beraberliğimizin bölünmeye çalışıldığı şu günde öylesine ihtiyacımız var ki! İnsan olmanın erdemini anlamaya ve o doğrultuda yaşamaya. Çünkü en yüksek ahlak hakiki insanlık ancak onu ortaya koymaya vesile olan güzel davranışlarda bulunur. Bu yılın Mevlana yılı olmasının anlamı da elbette ki güzel olana dikkati çekmektir. Onun daha iyi anlaşılması çabasıdır. Mevlana da üstün bir tahammül ve yumuşak huyluluk vardır ki herkesi hayretlerde bırakır türden ve alçak gönüllülüğü de bir o kadardı. Şu rubaisini ibretle okumak gerekir:‘’Sarığıma, cübbeme, başıma her üçüne birden paha biçtiler. Her üçünü de beraber değerlendirdiler de Bunlara bir kuruştan da daha az paha biçtiler. Sen dünyada benim adımı hiç mi duymadın? Ben bir hiçim, hiçim, hiç.’’(3)Dünyada şan, şöhret, makam, zenginlik ile övünen yaptıklarını, kendini ön plana Çıkarmaya çalışan onca kişi varken onun bu yüksek tevazusu nasıl bir insan kimliğinde olduğunu anlatmaya yetecektir sanırım. Sevgili Yunus Emre’nin de dediği gibi:’’İlim ilim bilmektir. İlim kendin bilmektir.’’Bilinmez ise o rütbenin makamın, bilginin ne kıymeti kalır ki? Onlar gönül perdelerini sonsuza kadar aralayanlardı. Bizlere de onların bıraktığı şahsi, manevi güzelliklerin ışığında elimizden geldiğince yürek perdemizi aralamak onların yansıttığı; sevgi, saygı, barış, hoşgörü hüzmelerinin gönlümüze dolmasını sağlamak düşmektedir. Görüyoruz ki Mevlana’nınEserlerinde asıl anlatılmak istenen asıl olan Leyla’ya giden yolda Mevlay’ı bulmaktır. Ariflerin Menkıbelerinde anlatılan Mevlana’yla ilgili bir konuyu anlatmak istiyorum;‘’Kadın dinleyicilerden biri, bir toplantıda, Mevlana’ya derki:—Hacca gitmek istiyorum ama çok uzak ve yolculuk çok zor.Mevlana, o ince buluşuyla:—Başını pencereden uzat Kabeyi göreceksin. Der. Kadın başını uzatır ama Kâbe’yi göremez. Mevlana:—Kâbe dediğin duvardan duvara komşunun evidir. Komşuyu ziyaret edersen, Kabeye gitmiş kadar olursun. Çünkü ona göre (aklı olan gönül kabesini ziyaret eder.) Kırılmış parçalanmış bir gönülü onarmakAllah katında Hac’dan da umreden de daha yeğdir diye konuyu iyice pekiştirir.’’(4)Yani onun anlatmakİstediği önce insana yakışan insan olmaktır.

Hiç yorum yok: