30 Aralık 2007 Pazar

2008 yılı takvimi

Büyük boy için tıklayınız.

25 Aralık 2007 Salı

MEKTUP VAR

Öğrenci velimizden Öğretmenimiz Hüsnü Dikyol'a gönderilen mektubun orjinal metni.

18 Aralık 2007 Salı

4 MAHALLELİ KASABA


4 MAHALLELİ KASABA
Küçük bir kasabanın dört ayrı mahallesi varmış. Birinci mahallede Evet ama’lar yaşıyormuş. Evet ama’lar ne yapılması gerektiğini bildiklerini düşünürlermiş. Yapma zamanı geldiğinde ise “evet, ama” diye cevap verirlermiş. Cevapları hep yanlış olurmuş. Suçu başkalarına atmakta da ustaymışlar.
İkinci mahallede Yapıcam’lar yaşarmış. Ne yapacaklarını bilirlermiş. Kendilerini yapacakları şeye adım adım hazırlarlarmış, ama yapacakları sırada şanslarını kaçırdıklarının farkına varırlarmış. Bu mahallede insanların dizleri dövülmekten yara bere içindeymiş. Yaşamı ertelememek için verdikleri kararı bile ertelerlermiş.
Üçüncü mahallede yaşayan Keşkeci’lerin, hayatı algılama güçleri mükemmelmiş. Neyin yapılması gerektiğini daima en isabetli şekilde bilirlermiş ama, her şey olup bittikten sonra. Keşke’cilerin de başları kanarmış hep, duvarlara vurmaktan!
Kasabanın en yeşil bölgesinde, en güzel evlerin olduğu mahallede ise İyi ki yaptım’lar otururmuş. Keşkeci’ler bu mahallede yürüyüşe çıkar, etrafa hayranlıkla bakarlarmış.
Yapıcam’lar Keşkeci’lerle birlikte bu mahallede yürüyüşe çıkmak ister amabir türlü fırsat bulamazlarmış.
Evet ama’lar ise mahallenin güzelliğini görmek yerine, ağaçların gölgelerinin yeterince geniş olmadığından, güneşin daha erken saatte doğması gerektiğinden şikayet ederlermiş.
İyi ki yaptım mahallesindeki insanların kusuru da, beyinlerinde mazeret üretme merkezlerinin olmayışıymış!.

BAKIŞ AÇISI


BAKIŞ AÇISI
Ortaokuldayken, sınıf arkadaşlarımdan birisiyle ciddi bir tartışmaya girdim. Onun haksız olduğundan, kendiminse haklı olduğumdan emindim. Öğretmenimiz bize çok iyi bir ders vermeye karar verdi. Bizi bütün sınıfın önüne çıkardı ve onu masanın bir tarafına, beni de diğer tarafına yerleştirdi. Masanın tam ortasında yuvarlak bir nesne vardı. Siyah renkli bir nesne. O çocuğa nesnenin rengini sordu. Çocuk, 'Beyaz' diye yanıtladı. Söylediğine inanamadım, çünkü nesne siyahtı. Yeniden tartışmaya başladık, bu kez de nesnenin rengi hakkında. Öğretmen bu kez beni çocuğun yerine, onu da benim yerime geçirdi. Ve bu kez bana nesnenin rengini sordu. 'Beyaz', yanıtını vermek zorundaydım, çünkü belli ki nesnenin bir tarafı beyaz, diğer tarafı ise siyahtı. Öğretmenimiz o gün bana çok güzel bir ders verdi. Karşımdaki kişinin bakış açısını anlamam için, kendimi onun yerine koymam gerekiyordu.
Judie Paxton

BİR ÇOCUĞUN MELEĞİ


BİR ÇOCUĞUN MELEĞİ
Bir zamanlar dünyaya gelmeye hazırlanan bir çocuk varmış, Tanrı'ya sormuş: Tanrım, beni yarın dünyaya göndereceğini söylediler, fakat ben o kadar küçük ve güçsüzüm ki, orada nasıl yaşayacağım? Tüm meleklerin arasından senin için bir tanesini seçtim. O seni bekliyor olacak ve seni koruyacak. Meleğin sana her gün şarkı söyleyecek ve gülümseyecek. Böylece sen onun sevgisini hissedecek ve mutlu olacaksın. Pekiiiii... insanlar bana bir şeyler söylediklerinde, dillerini bilmeden söylenenleri nasıl anlayacağım? Meleğin sana dünyada duyabileceğin en güzel ve tatlı sözcükleri söyleyecek, sana konuşmayı dikkatle ve sevgiyle öğretecek. Peki Tanrım, ben seninle konuşmak istersem ne yapacağım? Meleğin sana ellerini açarak bana dua etmeyi de öğretecek. Dünyada kötü adamlar olduğunu duydum, beni kim koruyacak? Meleğin seni kendi hayatı pahasına dahi olsa daima koruyacak. Fakat ben seni bir daha göremeyeceğim için çok üzgünüm. Meleğin sana sürekli benden söz edecek ve bana gelmenin yollarını sana öğretecek. O sırada Cennette bir sessizlik olur ve dünyanın sesleri cennete kadar ulaşır. Çocuk gitmek üzere olduğunu anlar ve son bir soru sorar: Tanrım eğer şimdi gitmek üzereysem lütfen çabuk söyle, benim meleğimin adı ne?

Meleğinin adının önemi yok yavrum, sen onu ANNE diye çağıracaksın...

17 Aralık 2007 Pazartesi

Çocuk Gözüyle


Çocuk Gözüyle
Bazen insanları hafife almak için "Çocuk gibisin, çocuk gibi davranıyorsun" denir ya. Bu hikâyeden sonra çocuk gözüyle bakmanın basit olmadığını anlıyor insan. Babası İspanya'nın en ağır siyasi cezalarının verildiği bir hapishanede mahkûmdu küçük kızın. Fırsat bulduğu her hafta sonu babasını ziyaret için annesiyle birlikte hapishaneye giderdi. Yine bir ziyarete giderken babası için çizdiği resmi yanında götürdü ancak hapishane kurallarına göre özgürlüğü çağrıştıran her türlü şeyin mahkûmlara verilmesi yasaktı. Bu sebeple kağıda çizdiği kuş resmini kabul etmemişler ve oracıkta yırtmışlardı... Çok üzülmüştü küçük kız... Babasına söyledi bunu, o da "Üzülme kızım, yine çizersin; bu sefer çizdiklerine dikkat edersin olur mu?" dedi. Küçük kız diğer ziyaretinde babasına yeni bir resim çizip götürdü. Bu sefer kuş yerine bir ağaç ve üzerine siyah minik benekler çizmişti. Babası keyifle resme baktı ve sordu: "Hmmm! Ne güzel bir ağaç bu! Üzerindeki benekler ne? Portakal mı? Küçük kız babasına eğilerek, sessizce:
-"Hşşşşt! O benekler ağacın içinde saklanan kuşların gözleri!....."

13 Aralık 2007 Perşembe

KİŞİLİK


KİŞİLİK
Sınıf, öğrencilerin gürültü patırtısıyla sallanırken sert görünümlü hoca kapıda beliriyor. Sınıfa bir bakış atıp kürsüye geçiyor.

Tebeşirle tahtaya kocaman bir (1) rakamı çiziyor.

"Bakın" diyor.
"Bu, kişiliktir. Hayatta sahip olabileceğiniz en değerli şey..."

Sonra (1)'in yanına bir (0) koyuyor:

"Bu, başarıdır. Başarılı bir kişilik (1)'i (10) yapar".

Bir (0) daha...

"Bu, tecrübedir. (10) iken (100) olursunuz".

Sıfırlar böyle uzayıp gidiyor:

Yetenek... disiplin... sevgi...

Eklenen her yeni (0)' ın kişiliği 10 kat zenginleştirdiğini anlatıyor hoca... Sonra eline silgiyi alıp en baştaki (1)'i siliyor. Geriye bir sürü sıfır kalıyor. Ve Hoca yorumu patlatıyor:

"Kişiliğiniz yoksa, öbürleri hiçtir".

Sınıf, mesajı alıp sessizliğe gömülür...

86400 Saniye




86400 Saniye

Bankada bir hesap sahibi olduğunu düşün, hesabına her sabah 86.400 dolar para yatırılıyor, fakat bu paranın hepsini akşama kadar harcamak zorundasın, ertesi güne transfer edilemez. Paranı kullansan da kullanmasan da hesap her akşam sıfırlanıyor. Ne yaparsın? Tabii ki hepsini harcamaya çalışırsın; Hepimiz, Zaman adlı bu bankanın müşterileriyiz;
Her sabah 86.400 saniyeye sahip oluyoruz; yarına transfer edilemez, Her sabah hesabımız dolar, her akşam boşalır. Geri dönüş yok, saniyelerini şu anı yaşayarak harca, en iyisi bunlarla yatırım yap.
Mutluluk, sağlık ve başarı için. Zaman kaçıyor. Her gün için en iyisini yap.
Bir senenin değerini anlamak için sınıfta kalmış bir öğrenciye sor.
Bir ayın değerini anlamak için, 8 aylık bir bebek doğuran anneye sor.
Bir haftanın değerini anlamak için, haftalık dergi çıkaran bir çilekeşe,
Bir saatin değerini anlamak için, kavuşmayı bekleyen sevgililere sor.
Bir dakikanın değerini anlamak için, trenin kaçıran yolcuya sor.
Bir saniyenin değerini anlamak için, bir kazayı önleyemeyen sürücüye sor.
Bir saniyenin yüzde birinin değerini anlamak için olimpiyatlarda gümüş madalya kazanan koşucuya sor.
Her anını değerlendir, her dakikanı çok özel biriyle paylaş. Zamanına ortak edebileceğin kadar özel biriyle.
Unutma! Zaman hiç kimse için durmaz. Geçmiş zaman tarihtir. Gelecek zaman sırlar, mechullerle dolu.
Sadece şu an sana verilen gerçek bir armağandır.
Bu hafta dostluk haftası olsun. Arkadaşlar bulunmaz mücevherlerdir. Bizi üzerler, cesaretlendirirler ve zaman zaman avuturlar. Kalplerini bize açarlar. Arkadaşlarına, onları sevdiğini göster.
Arkadaşlık mesajını herkese gönder, cevap alırsan bütün hayatın için bir dostun bulunduğunu anlarsın.
Onlara ne kadar çok ihtiyacın olduğunu ve senin için ne kadar önemli olduklarını dikkatle denersen görürsün....
Ahmet Kabaklı hocanın Türkiye Gazetesindeki köşesinden alınmıştır...

11 Aralık 2007 Salı

GAZETEMİZİN ARALIK SAYISI BASKIYA VERİLDİ



15/12/2007 Tarihinde dağıtımı yapılacak olan gazetemiz baskıya verildi.

10 Aralık 2007 Pazartesi

Dede Korkut Hikayeleri Bamsı Beyrek Dinle

Dede Korkut hikayelerini zaman içinde bu şekilde paylaşmaya devam edeceğiz. İyi Seyirler

9 Aralık 2007 Pazar

Öğrencilerimizin Etkinlik Sunumları

Okulumuz 7/A sınıfı öğrencilerinin Türkçe dersinde senaryodan sahnelemeye kadar kendi ürünleri olan parodilerinin video görüntüsü.

8 Aralık 2007 Cumartesi

OKULLARIMIZDA HASTA OLMAMAK İÇİN NELERE DİKKAT ETMELİYİZ!


OKULLARIMIZDA HASTA OLMAMAK İÇİN NELERE DİKKAT ETMELİYİZ!

Uzman Dr. İlker Özkan
Okullarımız toplu yaşanılan yerler olması nedeni ile kişiler arası hastalık geçişi yönünden riskli yerlerdir. Bazı basit önlemlerle hastalıklardan kendimizi ve arkadaşlarımızı koruyabiliriz. Tuvaletler potansiyel olarak en kirli yerler olup yerlerin ve tuvalet lavabolarının günlük mikrop öldürücü ilaçlarla temizliği şarttır. Tuvalet çıkışında 1 dakikadan az olmamak şartı ile ellerimizi bol su ve sabunla yıkamalıyız. Böylece sarılık, tifo, ishal ve paraziter hastalıklardan korunmuş oluruz.
Hapşırırken burun ve ağzımızı mendil veya elimizle kapatırsak arkadaşlarımıza mikrop saçmayı önleriz. Elimizi yine sık yıkamalıyız.
Arkadaşlarımızın kişisel eşyalarını örneğin bardağı, kaşığı, suyu gibi tükürük teması olan maddelerle mikrop geçebilir. Başkalarının eşyalarını kullanmayalım.
Çamurlu ayakkabı ve tozlu elbiselerimiz alerjik bronşiti olan arkadaşlarımızın hastalıklarının tekrarına neden olabilir, temizliğimize dikkat edelim
Dengeli ve düzenli beslenerek bağışıklık sistemimizi güçlendirmeliyiz. Yemek seçmeden hayvansal ve bitkisel gıdaları eşit ağırlıkta yemeliyiz.3 ana ve 2 ara öğün yemek yemeliyiz. Haftada en az bir kez banyo yaparak vücudumuza mikrop girmesine engel olmalıyız.
Paraziter hastalıklara da okullarda sık rastlanır. Ağızdan yastığa salya akması, burunda kasıntı ile kendini belli eder. Önlemede el temizliğine dikkat edilmelidir. Tedavi ve teşhis için doktorla görüşülmelidir.
Temizliğimize dikkat edelim, hasta olmayalım

Uzman Dr. İlker Özkan
Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı
Karaman Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi

6 Aralık 2007 Perşembe

SUYUN KULAĞI VAR


SUYUN KULAĞI VAR

Japon bilim adamı Emoto'nun araştırmasına göre sevgi sözcükleri ve klasik müzik, su kristallerini güzelleştiriyor. Kötü sözler ve sesler kristalin yapısını bozuyor. Masaru Emoto adlı Japon bir araştırmacı, insan vücudunun ve yaşamış olduğumuz yer kürenin yüzde 70'inden fazlasını kaplamakta olan suyun moleküler yapısının insanların düşüncelerinden, sözcüklerinden ve dinlemiş olduğu müzikten etkilendiğini belirledi. Tokyo'da bulunan HADO Enstitüsü'nün internet sitesinde yeralan çalışma ve habere göre, insanların yaşam kalitesinin, vücutlarındaki ve yerküredeki suyun kalitesiyle bağlantılı olduğunu savunan Emoto, yaşama geçirilen pozitif düşünceler sayesinde insanın vücudunda yeralan suyun, kişiyi mutlu ve esen kılabileceğini bildirdi. Araştırmaya göre, müzik terapisinin son zamanlarda popüler olmasıyla birlikte Emoto müziğin suyun yapısı üzerindeki etkilerini görmeye karar verdi ve iki müzik hoparlörü arasına birkaç saatliğine distile su koyarak suyun donduktan sonraki kristal formlarını fotoğrafladı. Aynı tip su kristallerine önce Bethoven'ın pastoral müziğini dinleten Emoto, su kristalinin çok güzel şekillendiğini, Bach'ın "Air For The G String" parçası dinletilen su kristallerinin nispeten düzgün olduğunu, Heavy Metal müzik dinletilen su kristalinin ise tamamen şekilsiz ve dağınık olduğunu fotoğraflarla tespit etti. Bu çalışmayla, düşüncelerin ve kelimelerin su kristallerinin formasyonları üzerindeki etkisini tespit eden Emoto, bazı sevgi ve nefret kelimelerini kasete kaydederek cam şişelere gece boyunca dinletti. Bu deneyde ise sevgi, takdir ve teşekkür sözcükleri dinletilen şişelerdeki su kristallerinin çok simetrik ve güzel olduğunu, kin ve nefret sesleri dinletilen kristallerin ise tanınamayacak kadar dağınık olduğunu belgeledi. Japon bilim adamı Masaru Emoto, sitesinde yaptığı açıklamada, "Kelimeler doğanın titreşimidir, böylece güzel kelimeler güzel doğa, çirkin kelimeler çirkin doğa yaratır, bu da kainatın köküdür" dedi.

5 Aralık 2007 Çarşamba

BAMBU VE ÇAĞRIŞTIRDIKLARI


BAMBU
Çin Bambu ağacının yetişmesi, olumlu ısrar için güzel bir örnektir.Çinliler bu ağacı şöyle yetiştirir:Önce ağacın tohumu ekilir, sulanır ve gübrelenir.Birinci yıl tohumda herhangi bir değişiklik olmaz.Tohum yeniden sulanıp gübrelenir. Bambu ağacı ikinci yılda da toprağın dışına filiz vermez. Üçüncü ve dördüncü yıllarda her yıl yapılan işlem tekrar edilerek bambu tohumu sulanır ve gübrelenir. Fakat inatçı tohum bu yılda da filiz vermez. Çinliler büyük bir sabırla beşinci yılda da bambuya su ve gübre vermeye devam ederler. Ve nihayet beşinci yılın sonlarına doğru bambu yeşermeye başlarve altı hafta gibi kısa bir sürede yaklaşık 27 metre boyuna ulaşır.
Akla gelen ilk soru şudur : Çin bambu ağacı 27 metre boyuna altı hafta da mı Yoksa beş yılda mı ulaşmıştır? Bu sorunun cevabı tabii ki beş yıldır.Büyük bir sabırla ve ısrarla tohum beş yıl süresince sulanıp gübrelenmeseydi ağacın büyümesinden hatta var olmasından söz edebilir miydik?
Bir başarının şartları her zaman çok basittir.Bir süre için çalışın,Bir süre tahammül edin.Her zaman inanınVe hiçbir zaman geri dönmeyin. Alıntıdır…

2 Aralık 2007 Pazar

Anlat Öğretmenim


Anlat Öğretmenim / Deniz Oğuz


Seni dinlemeye öğrenmeye geldim

Ne varsa bildiklerin güzellikten yana

Öğrenmeye doyayım kana kana

Anlat anlat bana öğretmenim


Masal olmasın yalnız duyduklarım

Gerçekleri doğruları anlat bana

İki kere iki kaç eder biliyorum

Daha fazlasını anlat bekliyorum


Cahilliğin bilgisizliğin ne kötü olduğunu

İlimin ne bulunmaz cevher olduğunu

Edison’un ampulü nasıl bulduğunu

Tarihi, coğrafyayı hayatı anlat bana


Yalnız bu sıralarda kalmasın öğrendiklerim

Kapatınca defteri kitabı hapsolmasın bildiklerim

Yıllarca asırlarca unutulmasın söylediklerim

Bir Sinan bir Yunus da ben olayım öğretmenim


Anlat bir daha anlat öğretmenim

Bilmem ki senin hakkını nasıl öderim

Sen sönmez meşalem eşsiz önderim

Seni anlatmaya da kelimeler yetmez öğretmenim

Ahmet Muhip Dıranas/Şiir

VOLEYBOL TAKIMI ŞAMPİYON -VİDEOSU-

Şampiyon Takımımıza bundan sonraki hayatlarında başarılar dileriz.

Çürük Dişler Hastalık Habercisi


Çürük Dişler Hastalık Habercisi

Diş Hekimi Fatih Kutsal-Karaman
Diş çürüğü çocuklukta en sık rastlanan kendiliğinden geçmeyen ve antibiyotikler ile tedavi edilemeyen bir hastalık olmaya devam etmektedir. 6-8 yaşları arasındaki çocukların yarısından fazlasında diş çürüğü vardır. 15 yaşındakilerin üçte ikisinde diş çürüğü vardır. Her yıl diş ile ilgili hastalıklar yüzünden 51 milyon okul saati kaybedilmektedir. Tedavi edilmemiş hastalıklar nedeni ile oluşan ağrı, yeme öğrenme ve konuşma sorunlarına neden olabilir. Ayrıca ağız hijyeni kötü olan kişilerde şu gibi sağlık problemleri ortaya çıkabilir.
*kardiovasküler/ serebrovasküler sistem hastalıkları, (kalp /damar hastalıkları)
*osteoporoz, (kemik erimesi)
*üst solunum yolları enfeksiyonları,
*kadınlarda erken doğum,
*düşük doğum ağırlığı riskinin birkaç kat artması,
*diabetli hastalarda ağız enfeksiyonlarının hiperglisemiye neden olması,
Diş ve dişeti hastalıklarından korunmanın ilk şartı erken tespittir. Bunun için yılda en az bir iki defa Diş Hekimine kontrol muayenesine gidilmelidir. Gelişmiş ülkelerde diş hekimine gitme sıklığı; yılda 5 iken, ülkemizde bu oran 0.7'dir. AB ülkelerinde bir diş hekimi günde ortalama 15 - 20 hastaya bakarken, ülkemizde bir diş hekimi günde 5 - 6 hastaya bakmaktadır.
Bu istatistikler de göstermektedir ki halkımız diş hekimine en son çare olarak müracaat etmektedir. Halkın ağız ve diş sağlığı konusundaki bilinç düzeyi arttıkça müracaat sayısı da artmaktadır. Ağız ve diş sağlığının korunmasında fırça ve macun kullanımının önemi tartışılmazdır. Ülkemizde yıllık diş macunu tüketimi 1990 yılında 40-45 gr iken bu oran 2004 yılında 90 gr’ a ulaşmıştır. .İngiltere’de yılda kişi başına 480 gr diş macunu tüketilmektedir Macun konusunda bir konuyu yeri gelmişken açıklamakta fayda var. Diş macununun fırça üzerine mercimek büyüklüğünde uygulanması yeterlidir. Burada asıl görevi fırça yapmaktadır. Temizliği mekanik olarak fırça gerçekleştirmektedir.
Diş sağlığımız için nasıl beslenmeliyiz?
Diş sağlığı için zararlı olarak nitelendirilen gıda maddeleri şekerli ve asitli gıdalar ile dişler üzerine yapışıp kalan, kolay temizlenemeyen maddelerdir. Bunları tamamen kesmek değil ancak belirli bir düzen içinde tüketmek diş çürüğünün önlenmesi için gereklidir.
Diş sağlığı için önerilen beslenme şekli;
· Şekerli, yapışkan ya da asitli gıdalar üç ana öğün içinde tüketilmelidir.
· Öğün aralarında elma, havuç gibi sert dişleri temizleyip dişetine masaj yapacak gıdalar yenmelidir.
· Şekerli, yapışkan gıda yendikten sonra dişlerin fırçalanması mümküm değilse ağız su ile çalkalanmalı ya da bir bardak su içilmelidir.
· Yine şekerli gıda yendikten sonra ağza atılacak bir parça peynir şekerin çürük oluşturucu etkisini gidermek açısından son derece önemlidir.


SÖZÜN BAŞLADIĞI YER


SÖZÜN BAŞLADIĞI YER
CENNET ÇÖMLEK 8/A
O gün güneş her zamankinden daha güzel doğmuştu Serkan için. Çünkü köye gideceklerdi. Dünyada canı gönülden sevdiği dedesinin ve köydeki çocukların yanına gideceklerdi. Serkan şehri ve insanlarını sevmiyordu. Şehirdeki insanlar Sarkanın konuşmayışını hep bir kusur bilerek yüzüne vurdular yıllar boyunca.
Annesi ve babası bile Sarkanın konuşmayışını artık yüzüne vurur olmuşlardı. Bu yüzden Serkan odasından dışarı çıkmaz, insanlardan uzak durur olmuştu. Yanına biri gelse hemen gözleri buğulanır sonra da gözyaşlarına boğulur, yatağına gizlenirdi. Serkan için yaşamak adeta bir ızdıraptı. Ne kadar çok istiyordu o da diğer çocuklar gibi konuşmayı.

Konuşamadığı için gözünden yaşlar birer inci tanesi gibi parlayarak dökülür, geceleri hiç uyumazdı. Yıldızları seyreder gecenin sesiz karanlığını dinleyerek dalar giderdi. Belki konuşabilse etrafındakilere neler haykıracaktı. Sonunda Serkan evden kaçmayı düşündü. Kaçsa nereye kaçacaktı ki daha çocuk yaşta ve evden dışarı hiç çıkmayan biri. Sokaklarda rezil ve sefil bir halde ölürdü, bunları düşünerek vazgeçti.
Annesi ve babası bir karar aldılar. Bu karar hem Serkan için hem de onlar için çok güzel bir karardı. Günlerden pazardı. Babası Sarkanın odasından çıkmasını ve kendisiyle kahvaltı yapmak istediğini söyledi ve aşağıya indi. Serkan çok sevindi. Ailesiyle birlikte kahvaltı yapmayalı uzun zaman olmuştu. Bu yüzden sevinçle aşağıya indi. Ailesi ile birlikte kahvaltı yaptıktan sonra babası konuyu açtı ve fikrini sordu. Serkan’ın önce içinde bir parçalanma oldu sonra sevindi. Evet, eklinde kafasını salladı. Odasına gitti ve düşünmeye başladı. Köyü ve insanlarını düşündükçe mutluluktan uçacaktı. Ama ne kadar da çok istese yinede kalbinde bir sızı hissediyordu.

Köye gidecekleri gün gelip çatmıştı. Serkan için zorda olsa anne ve babasından ayrılmıştı. Köydeki ilk gününde Serkan’ın etrafı onu merak eden çocuklar tarafından sarıldı ve Serkan’ın nasıl biri olduğunu öğrenmeye çalıştılar.

Serkan böyle bir duruma alışık olmadığı için ilk başlarda biraz utanıp sıkıldı ama kısa bir süre sonra o da onların hayran bakışlarına ve gösterdikleri sevgiye alıştı. Serkan gerçekten çok mutluydu köyde. Şehri ve ona yapılan haksızlıkları o küçücük hafızasından kısa sürede silip atmıştı. Artık şehri değil köyü düşünür olmuştu Serkan. Kendisine bu kadar sevgi göstereceklerine inanamadı. Bir iki günde geçer merakları diye düşünüyordu arada sırada. Ama Serkan bu düşüncesinde yanılmıştı. Çünkü köy halkının ve çocukların Serkan’a olan güvenleri, sevgileri hiç bitmemişti. Köydeki fertlerden biri sokakta Serkan’ı görse ona gülümser, hal hatır sorar. El, kol hareketleriyle anlaşarak ilgi gösterirlerdi. Serkan eskisi gibi içine kapanlı pısırık, insanlardan kaçan, kendisini kusurlu olarak gören biri değildi artık. Aksine insanları seven, insanlarla görüşmek için can atan, konuşamayışının da kötü bir şey olmadığını anlayan biriydi. Serkan da çok büyük gelişmeler vardı. Bunu kendiside fark ediyordu .Arada bir ziyaretine gelen anne ve babası bile Sarkanın bu değişine karşı çok şaşırır olmuştular. Onlar ise böyle bir şeyin mucizeden başka hiçbir şey olmayacağını söylüyorlardı.
Günler aylar su gibi geçip gidiyordu. Serkan da artık yaşamını bir köylü gibi sürdürüyordu. Serkan da köydeki gençler gibi bir yavuklusu vardı. Adı ise Saadet’ti. Saadet o kadar güzeldi ki bütün köylünün dilindeydi. Uzun siyah saçları, siyah gözleri, al yanakları vardı. İkisi de Birbirlerinden hoşlanıyorlardı. Saadet Serkan’ın konuşamamasına hiç aldırmıyordu. Serkan için vazgeçilmez biriydi Saadet. Köy yerinde ulu orta konuşulmadığı için gece dere başında konuşurlardı. Serkan yine Saadetle görüşmek için gece dışarı çıkmıştı. Tam Saadetlerin sokağına girdiğinde gözlerine inanamadı şok oldu. Sonra gözyaşlarına boğuldu ve yüreğinin ta derinliklerinden bir ses çıktı ve artık Serkan bir mucizeyle konuşmaya başlamıştı. Köylüler geldiklerinde iki şokun altındaydılar birincisi Serkan’ın konuşması ikincisi ise Sadetlerin evi yanmasıydı. Bu olaydan sora Serkan da diğer insanlar gibi konuşmaya başladı.

1 Aralık 2007 Cumartesi

Esentepe Üçüncü Şiir Dinletisi video

Deniz Oğuz ve İbrahim Şaşma Şiir Dinletisi Resim Videoları

BU UNUTULUR MU?


BU UNUTULUR MU?(Ama maalesef unuttuk...)

Birinci Dünya Savaşı'nda İngilizlere, 150 bin askerimiz esir düştü. Buaskerlerden bir kısmi da Mısır'ın İskenderiye şehri yakınlarında bulunanSeydibeşir Usare Kampı'na hapsedildi. Kampın tam adı, 'Seydibesir KuveysnaOsmanli Useray-i Harbiye Kampı' idi. Bu kampta, 1918'de Filistin cephesindeesir düşen 16. Tümen'in 48. Alayı'na bağlı Osmanlı askerleri tutuluyordu.12Haziran 1920'ye kadar iki yıl boyunca her türlü işkence, eziyet, ağırhakaret ve aşağılamaya maruz kaldılar.Bu insanlık dışı muamelenin nedeni ise Ermeniler idi...Kamptaki, Türkçe bilen Ermeni tercümanların yalan, yanlış çevirileri vekışkırtmaları nedeniyle, kampların İngiliz komutanları, azılı Türk düşmanıkesilmişlerdi. Savaş bitmişti. Ancak, kamptaki ağır koşullar nedeniyleölenler dışındaki askerleri teslim etmek, İngilizler'in işine gelmiyordu.Çünkü, olası yeni bir savaşta, bu askerlerin yeniden karşılarınaçıkabilecekleri, Ermeniler tarafından, İngilizlerin beyinlerine işlenmişti.çözüm toplu katliamdı... Askerlerimiz, mikrop kırma bahanesiyle, süngüzoruyla dezenfekte havuzlarına sokuldu. Ancak suya normalin çok üzerindekrizol maddesi katılmıştı. Mehmetçik, daha ayağını soktuğunda, aşırı krizolmaddesi nedeniyle haşlanıyorlardı. Ancak İngiliz askerleri dipçik darbeleriile askerlerimizin havuzdan çıkmalarına izin vermiyorlardı. Mehmetçikler,bele kadar gelen suya başlarını sokmak istemedi. Ancak bu kez İngilizlerhavaya ateş etmeye başladı. Askerlerimiz, ölmemek için çömelerek başlarınısuya soktular. Ancak başını sudan kaldıran artık göremiyordu. Çünkü gözleryanmıştı...Dışarı çıkanların halini gören sıradaki askerlerimizin direnişleri de faydaetmedi ve 15 bin askerimiz kör oldu. Bu vahşet, 25 Mayıs 1921 tarihindeTBMM'de görüşüldü. Milletvekilleri Faik ve Şeref beyler bir önerge vererek,Mısır'da esirlerin krizol banyosuna sokularak 15 bin vatan evladınıngözlerinin kör edildiğini, bunun faili olan İngiliz tabip, garnizon komutanıve askerlerinin cezalandırılması için TBMM'nin teşebbüse geçmesiniistediler. Tabii ki yeni kurulan devletin bin türlü sorunu vardı. Bu hesapsorma işi de unutuldu gitti.Ama onlar unutmuyorlar...Kendi ihanetlerini bile soykırım ambalajına sarıp, dünya kamuoyunasunuyorlar. En üzücü olanı da malum birilerinin, bu karalama kampanyalarınaçanak tutması...

ERMENİLER SOYKIRIM YAPILDI DIYE DÜNYAYI AYAĞA KALDIRIYOR BİZİM TARİHİMİZDENHABERİMİZ YOK.