30 Kasım 2007 Cuma

ESENTEPE VOLEYBOLDA KARAMAN BİRİNCİSİ




Esentepe İlköğretim Okulu Voleybol takımı en son maçında Anafartalar İ.O.'nu yenerek Karaman birincisi olmaya hak kazandı. Öğrencilerimiz kupa ve madalyalarını alarak sevinçlerini arkadaşlarıyla paylaştılar. Adana'ya Karamanı temsilen gidecek olan öğrencilerimize başarılar dileyerek, teşekkür ediyoruz.


29 Kasım 2007 Perşembe

ESENTEPE'NİN GALİBİYETLERİ DEVAM EDİYOR

Esentepe İ.O. Voleybol takımı Şampiyonluğa doğru hızlı adımlarla ilerliyor. Şampiyonluktan önceki zorlu maçlardan biri olan İstiklal İ.O.'nu yenerek son maçına çıkmayı bekliyor. Öğrencilerimize teşekkür ediyoruz. Maçın özet videosu alttadır. İyi seyirler.


28 Kasım 2007 Çarşamba

ÖĞRENCİLERİMİZ ÜÇÜNCÜ KEZ ŞİİRLE BULUŞTULAR





Okulumuz öğrencilerinin şiirle buluşması gerçekleşti. Şairlerimizden İbrahim Şaşma ve Deniz Oğuz öğrencilerimize seçme şiirlerinden bir demet sundular. Şiirle birlikte öğrencilerimize önemli temalar üzerinde açıklamalarda bulundular. Bizleri şiirleri ile mest eden şairlerimize ve öğrencilerimize teşekkür ediyoruz. Okulumuz öğrencileri için Kültürel etkinliklerimiz devam edecektir.

27 Kasım 2007 Salı

GEL


Hz. MEVLANA (1207–1273)

GEL
Deniz Oğuz/ŞAİR
Gene gel, gene.

Ne olursan ol, ister kâfir ol,

İster atese tap, ister puta,

İster yüz kere tövbe etmiş ol,

ister yüz kere bozmuş ol tövbeni.

Umutsuzluk kapısı değil bu kapı,

Nasılsan, Öyle gel.

Doğumunun 800. yılında bile ‘’Gel’’ diyen sesi, sevgisiyle, hoşgörüsüyle insanlığa kucak açan elleri ve yüreği tüm dünya insanlarını sarmıştır Mevlana’nın. Mevlana Celaleddin-i Rumi eski bir Türk kültür merkezi olan Türkistan’ın Belh şehrinde1207’de dünyaya düşünceleriyle, kişiliğiyle ışık saçmaya gelmiştir. Sekiz asırdır da gerek Doğu da gerekse Batıda Güneyde ve Kuzeyde tüm dünyada yaşayan insanların yüreğine sevgisi ve hoşgörüsüyle Taht kurmuştur. Mevlana ulu bir mutasavvıf, fikir adamı ve şair olarak zamanı, mekânı, inanan insanlar inanmayan insanlar kavramlarını darmadağın ederek; dostluk, kardeşlik tohumları ekerek insanlarıBirbirine ve güzelliğe, barışa çağırmıştır. Babası Bahaeddin Veled, Harzemşahlar devleti nezdindeBüyük bir nüfusa sahip devrin en büyük âlimlerinden ve ‘’Sultan-ül Ulema’’ yani bilginlerin sultanı unvanı kazanmış büyük bir şahsiyetti. İlk eğitimcisi babası Bahaeddin’dir. Ailesi asıl vatanları olan Belh’den Anadolu Selçuklularının başkenti olan Larende’ye (Karaman’a) göç etmiş daha sonra da Konya’ya yerleşmişlerdir. Büyük Türk-İslam düşünürü Mevlana Celaledin-i Rumi Konya’yı bununla beraber Türk İslam kültürünü 13. asırda evrenselliğe açmıştır. Mevlana’da hareket noktası insandır. İnsanı insan yapacak bütün davranış ve düşünceler ile Allah’a ulaşmayı istemiştir ki çünkü insan yüce Kitapta eşref-i mahlûkat yani
‘’Yaratılanların en şereflisi ‘’olarak anılmaktadır. Mevlana bütün insanlığı kucaklayan; dinamik, hayat dolu dünyayı ve insanları yaratılış gayesine göre değerlendiren; ahlaki, ilmi, dini, felsefi, insani düşünceleriyle tüm dünya insanlarının, gelmiş ve geçmiş zamanların unutulmaz şahsiyeti olmuştur. Onu unutulmaz kılan tüm dünya insanlarının, gelmiş geçmiş zamanların unutulmaz şahsiyeti olmuştur. Onu unutulmaz kılan ve tüm insanların ona hayran kalmasına neden olan en önemli özelliği ise sevgisi, hoşgörüsüdür. Çünkü Hz.Mevlana insana verilen tüm meziyetleri, lütufları, gayeleri tüm detayıyla iyi bilip bunları gayet samimi ve özüne kimliğine uygun bir dille anlatmaya çalışmıştır. Ve şöyle demiştir insanlar konusunda: ’’İnsanı anlatmaya kalksam zaman biter ama söz bitmez.’’Ve şöyle özetlemiştir insanı:‘’Ruh, akıl, sevgi’’İnsanlara insanlıklarının farkında olmalarını bunu en iyi şekilde kullanmaları gerektiğini, açık yüreklilikle dile getirerek:
‘’Beri gel beri, daha da beri Mademki ben senim, sen de ben’sin Niye bu senlik benlik? Biz Tanrı ışığıyız Aydınlık, aydınlıktan ne diye kaçar böyle? Herkesle, barışıp kaynaş. Kendin de kaldıkça, bir zerresin amma Herkesle birleşince bir ummansın. ‘’(1)’Mevlana, insanı sevgiyle yoğrulmuş bir varlık olarak görür:’’Biz aşk çocuğuyuz. Anamız aşk, babamız aşk, biz aşktan doğduk ‘’ diyerek Allah sevgisiyle insan sevgisini ayrılmaz bir bütün olarak görüp öylesine usta bir dille işlemiştir ki böyle bir sevgide ayrılık yapamaz insan. Günümüz de insanlar, toplumlar, milletler birbiriyle devlet düzeyinde irtibat kurmak isterkenbu kadar bölünmüşlük varken şeklen beraberlik aranırken bunun için çaba harcanırken Hz Mevlana İnsandan yola çıkarak insanları birbiriyle kucaklaşmaya çağırmıştır.‘’Kendi kendimizce bunca kavgamız. Bunca inatlaşmamız niye? Biz hepimiz aynı mayadanız. Beynimiz, başımız da öyle. Hadi şu benlikten vazgeç!’’ Günümüzde öyle ihtiyaç var kiOnun bu çağrısına bırakın devletleri, milletleri kendi içimizde dahi benlik, davasından bir türlü Vazgeçmiyor insanlar. İşte mutsuzluklar, savaşlar da buradan başlıyor. İnsana ve Yaratan’ın eseri olan diğer bütün varlıklara sevgiyle bakabilenler; ahlakın, hoşgörünün, tevazunun meyvelerini toplayabilirler. Mevlana Hazretleri dinimizdeki insan sevgisini dostlukla birleştirerek insanların dost ve kardeş olmalarını istemiştir. Çünkü insan Allah’ın en kıymetli eseridir. Sevginin ibadetten dahaüstün olduğunu da şöyle ifade eder.‘’Kıyamette namazları, oruçları, sadakaları teraziye koyarlar; fakat sevgiyi getirdiler mi teraziye sığmaz. Demek ki temel sevgidir. Onu iste de çoğalt. ‘’(2) Allah’a yaptığı ibadetlerle övünüp kendini üstünlük derecesinde görenler, cehalet karanlığında yaşayanlar için ibret vericidir. Çünkü tevazu Sahibi olmak, yani alçak gönüllü davranmak da insan olmanın erdemindendir. Hz Mevlana bir insanın nasıl olması gerektiğini yedi öğüdüyle şöyle dile getirmiştir:
Sevgide, merhamette güneş gibi ol Dostluk ve kardeşlikte akarsu gibi ol Hataları, kusurları örtmede gece gibi ol Tevazu da ve alçak gönüllülükte toprak gibi ol Öfkede, asabiyet de ölü gibi ol Her ne olursan ol YA OLDUĞUN GİBİ GÖRÜN YA GÖRÜNDÜĞÜN GİBİ OL
Günümüzde öyle ihtiyaç vardır ki onun yansıttığı yürek ışığına; savaşların devam ettiği, bir tarafta açlıktan ölen ve öldürülen insanlar, bir tarafta aç çöpten ekmek toplayanlar, bir tarafta ezilenler, bir tarafta ezenler dünyayı baki sanan kendini bilmezlerin olduğu şu günde birlik ve beraberliğimizin bölünmeye çalışıldığı şu günde öylesine ihtiyacımız var ki! İnsan olmanın erdemini anlamaya ve o doğrultuda yaşamaya. Çünkü en yüksek ahlak hakiki insanlık ancak onu ortaya koymaya vesile olan güzel davranışlarda bulunur. Bu yılın Mevlana yılı olmasının anlamı da elbette ki güzel olana dikkati çekmektir. Onun daha iyi anlaşılması çabasıdır. Mevlana da üstün bir tahammül ve yumuşak huyluluk vardır ki herkesi hayretlerde bırakır türden ve alçak gönüllülüğü de bir o kadardı. Şu rubaisini ibretle okumak gerekir:‘’Sarığıma, cübbeme, başıma her üçüne birden paha biçtiler. Her üçünü de beraber değerlendirdiler de Bunlara bir kuruştan da daha az paha biçtiler. Sen dünyada benim adımı hiç mi duymadın? Ben bir hiçim, hiçim, hiç.’’(3)Dünyada şan, şöhret, makam, zenginlik ile övünen yaptıklarını, kendini ön plana Çıkarmaya çalışan onca kişi varken onun bu yüksek tevazusu nasıl bir insan kimliğinde olduğunu anlatmaya yetecektir sanırım. Sevgili Yunus Emre’nin de dediği gibi:’’İlim ilim bilmektir. İlim kendin bilmektir.’’Bilinmez ise o rütbenin makamın, bilginin ne kıymeti kalır ki? Onlar gönül perdelerini sonsuza kadar aralayanlardı. Bizlere de onların bıraktığı şahsi, manevi güzelliklerin ışığında elimizden geldiğince yürek perdemizi aralamak onların yansıttığı; sevgi, saygı, barış, hoşgörü hüzmelerinin gönlümüze dolmasını sağlamak düşmektedir. Görüyoruz ki Mevlana’nınEserlerinde asıl anlatılmak istenen asıl olan Leyla’ya giden yolda Mevlay’ı bulmaktır. Ariflerin Menkıbelerinde anlatılan Mevlana’yla ilgili bir konuyu anlatmak istiyorum;‘’Kadın dinleyicilerden biri, bir toplantıda, Mevlana’ya derki:—Hacca gitmek istiyorum ama çok uzak ve yolculuk çok zor.Mevlana, o ince buluşuyla:—Başını pencereden uzat Kabeyi göreceksin. Der. Kadın başını uzatır ama Kâbe’yi göremez. Mevlana:—Kâbe dediğin duvardan duvara komşunun evidir. Komşuyu ziyaret edersen, Kabeye gitmiş kadar olursun. Çünkü ona göre (aklı olan gönül kabesini ziyaret eder.) Kırılmış parçalanmış bir gönülü onarmakAllah katında Hac’dan da umreden de daha yeğdir diye konuyu iyice pekiştirir.’’(4)Yani onun anlatmakİstediği önce insana yakışan insan olmaktır.

Anneme Mektup


Anneme Mektup
Armağan Saraç /Öğretmen
Anneciğim, hep seni ne kadar sevdiğimi, küçücük yüreğimdeki kocaman yerini anlatmak iste­dim. Ama başaramadım. Çünkü hiç anlamaya çalışmadın. Bir gün bahçeden sana çiçek topladım. Bardağa koydum, getiriyordum ki, bardak birdenbire elimden düştü, kırıldı. Çiçekle sana sevgimi anlatacaktım. Kınlan bardak için o kadar bağırdın ki bir daha kimseye çiçek vermemeye yemin ettim. Anne, benim küçücük yüreğimde herkesi sevecek kadar yer vardı. Ben herkesi çok sevi-yordum, Ama sen, insanların hep kötü olduklarını, onlara güvenilmemesi gerektiğini söyledin. Ben de artık insanları sevmiyorum.
Anneciğim, bir türlü küçük kafam almıyor, bana başkasına vurmayı sen öğrettin. Ben doğ­duğumda vurmayı bilmiyordum ki, neden şimdi kardeşime vurmama kızıyorsun? Ben ona vurunca elime vuruyorsun. Anne, babamı hiç sevmiyor musun? Hep beni onunla korkutuyorsun, onu sevme­mi istemiyor musun? Ben bir şeyi bağırmadan istersem vermiyorsun. Bağırarak istersem veriyorsun. O yüzden ben de hep bağırarak, ağlayarak istiyorum, hem de dediğini yapmak için bağırmanı bek­liyorum. Biliyor musun seni bağırtmak hoşuma gidiyor. O zaman benimle ilgilendiğini düşünüyorum.
Anne, sana güzel bir haberim var: Artık yemeklerimi yiyeceğim. Bir an önce büyümek istiyo­rum. Neden mi? Seninle konuşurken yukarılara bakmaktan bıktım. Artık boynum ağrıyor. Eğer büyümem daha çok sürecekse, neden sen çömelerek benimle konuşmuyorsun? O zaman kendimi daha iyi hissedeceğim. Konuşurken gözlerini görmek istiyorum. Gözlerinin derinliğinde, sevildiğimi anlamak istiyorum. Anneciğim neden o çok sevdiğin arkadaşlarının çocuklarına kendi eşyalarını vermiyorsun? Onlara oyuncaklarımı vermekten hoşlanmıyorum. Oyuncakları bana mı, yoksa arkadaşlarının çocuklarına mı alıyorsun? Onlar kırınca kızmıyorsun, ben kırınca:"Sende hiç insaf yok mu?" diye, beni cezalandırıyorsun. Artık ona da çözüm buldum, kırınca saklayacak, başkaları kırmış gibi, mi­ safirler gelince sana göstereceğim.
Anne, beni neden dinlemiyorsun? Benim çizgi kahramanlarım, kırılan oyuncağım, kaybolan kalemim neden seni ilgilendirmiyor? Beni de senin şefin, arkadaşının yeni aldığı çanta hiç ilgilendirmiyor... Onları dinlemek istemiyorum. Senin beni dinlemeni, onların benim için ne kadar önemli olduğunu anlamanı istiyorum. Sadece büyüklere ait şeyler mi önemlidir? Anne, yeni bakıcımı hiç sevmedim. Saçlarımı senin taradığın gibi taramıyor. Bana eski bakıcının baktığı gibi şefkatle bakmıyor. Anne, sen bana neden şefkatle bakmıyorsun? Anne, evdeki eşyaları, sehpayı, kül tablalarını, televizyonu kıskanıyorum; onları kırmak, yok etmek istiyorum. Onlar olmazsa beni daha çok seveceğini düşünüyorum. Hem de onları kırma korkusu olmadan evin içinde rahatça koşup oynayabileceğim. Onları temizlemek için ayırdığın vakti bana ayırmıyorsun. Demek ki onları benden daha çok seviyorsun.
Anneciğim, evde oynamaktan bıktım. Dışarılarda koşup oynamak, minik su birikintilerine ayağımı sokmak, dökerek pasta yemek, elimle makarna yemek, ayranı üstüme dökmek istiyorum. Anne ben yaşamak istiyorum. "Yapmaların, etmelerin" olmadığı, sevginin çok olduğu, annelerin çocuklarını anladığı bir yer istiyorum. O yeri bulmak için buralardan gitmek istiyorum. Belki bir kuşun kanadında, belki bir çiçeğin yaprağında, belki de bir balığın akvaryumunda...
Sevgilerimle

25 Kasım 2007 Pazar

2007/2008 Esentepe İlköğretim Okulu Etkinlik Filmi 1

ÖĞRETMENLERİMİZE TEŞEKKÜRLER



ESENTEPE İLKÖĞRETİM OKULUNDA GÖREV YAPAN BÜTÜN PERSONELE ÖZVERİLİ ÇALIŞMALARINDAN DOLAYI TEŞEKKÜR EDERİZ.

23 Kasım 2007 Cuma

ÇOCUKLAR ÜZERİNDE YAPILAN BİR ANKETİN SONUÇLARI


ÇOCUKLAR ÜZERİNDE YAPILAN BİR ANKETİN SONUÇLARI
Sorulan Soru: Anne ve babanızdan beklentileriniz nelerdir?

1- İyi yanlarımızı açığa çıkarsınlar.
2- Hatalarımızı anlayışla karşılasınlar.
“Benim yaptığım hatayı iki gün konuşurlar, yüzüme vururlar, başkalarına söylerler ama kendileri yaparsa orada biter.”
“Bir yumurta kırarsın olay olur, annem her zaman kırar bir şey olmaz.”
“Hata yaptığımda bizde bunu kimse yapmıyor sen kime çektin.” derler.
3- Bir şey yaparken bizim istek ve beklentilerimizi de dikkate alsınlar. İsteklerimize karşı duyarlı olsunlar.
- “Onlar isteyince zorla gezmeye götürülürüz., biz isteyince evde oturacakları tutar.”
4- Kötü not aldığımızda bizi azarlayacaklarına desteklesinler. İyi not aldığımızda da takdir etsinler.
“Kötü not alınca, sen zaten hiç çalışmıyorsun derler. İyi alınca sesleri çıkmaz.”
“İyi not alınca beni kimse paylaşamıyor, kötü not alınca ortada kalıyorum.”
5- Bizi tehdit ederek strese sokmasınlar.
- “O kadar masraf yapıyoruz, inşallah kazanamazsın!”
6- Bize davranışlarıyla örnek olsunlar.
“Sen şunu, sen bunu yapma diyorlar, aynısını kendileri yapıyorlar.”
“Babam bana çok televizyon izliyorsun diyor ama kendi benden çok izliyor.”
7-Misafirin yanında bize yağ çekmesinler.
8- Kıyaslama yapmasınlar.
9- Her söylediğimizde bizi suçlu çıkarmasınlar.
10- Bize güvensinler
11- Bizim büyüsek de hala oyuna ihtiyaç duyan çocuklar olduğumuzu fark etsinler.
- “Hep ders çalış” diyorlar, “oğlum git oyun oyna” dediklerini duymak şimdiye kadar nasip olmadı.”
12- Babalarımız eve geç gelmesinler
13- Kendi zamanlarıyla bizim zamanlarımızı karşılaştırmasınlar.

14- Emir yerine rica etsinler.

15- Bizimle ilgili kararları bıraksınlar biz verelim
16- Kardeş kavgalarında adil davransınlar.

17- Onların hatalarını söylediğimizde kızmasınlar.

18- Bizlere ana kuzusu (çocuk) muamelesi yapmasınlar.
19- Her zaman yanlarında olmamızı istemesinler.

20- Moralleri bozulduğunda acısını bizden çıkarmasınlar.
21- Bizden dört dörtlük olmamızı istemesinler.

22- Bıraksınlar kendi mesleğimizi kendimiz seçelim.

23- Çevrelerinden etkilenerek bize tavır almasınlar.

24- Sevdiğimiz filmleri izlerken başka programı açmasınlar

22 Kasım 2007 Perşembe

EĞİTİM VE ÖĞRETİMLE İLGİLİ ÖZLÜ SÖZLER


EĞİTİM VE ÖĞRETİMLE İLGİLİ ÖZLÜ SÖZLER
*Akıllı adam aklını kullanır. Daha akıllı adam başkalarının da aklını kullanır. (Bernard Shaw)
*Akıllı konuşur, çünkü onun söylemek istedikleri var; aptal konuşur, zira kendinin bir şeyler söylemek mecburiyetinde olduğunu sanır. (Plato)
*Bilgi bir ışık gibidir. Onu kullanırsanız daha parlak olur, kullanmazsanız söner. (Alexander Everett)
*Bilgi büyük adamı alçak gönüllü yapar, normal adamı şaşırtır, küçük adamı ise kibirlendirir. BRIGITTE
*Bilgi cesaret verir, cehalet küstahlık. (Terry)
*Bilgiyle dirilenler ölmez. (Hz. Ali)
*Bir çivi yüzünden bir nal,bir nal yüzünden bir at,bir at yüzünden de bir atlı gidiverir..FRANKLİN
*Bir gemiyi iki reis batırır. TÜRK ATASÖZÜ
*Bir şeye ait herşeyi öğrenin; herşeye dair bir şeyler bilin. (var dyke)
*Bir şeyi gerçekten bilmek, onu anlatmakla olur. SOKRATES
*Bizi güçlü yapan yediklerimiz değil, hazmettiklerimizdir. Bizi zengin yapan kazandıklarımız değil, muhafaza ettiklerimizdir. Bizi bilgili yapan okuduklarımız değil, kafamıza yerleştirdiklerimizdir(Francis Bacon)
*Çok keyifli anınızda kimseye bir şey vaad etmeyin .Çok öfkeli anınızda kimseye yanıt vermeyin.....ÇİN ATASÖZÜ
*Daha iyi olmaya çalışmayan iyi olarak ta kalamaz. (Oliver Cromwell)
*Durgun su solucan yetiştirir. (dünya atasözü)
*Dün yaptığınız şey size hala çok iyi görünüyorsa, bugün yeterli değilsiniz demektir. (earle wilson)
*Düşünmeden öğrenmek faydasız, öğrenmeden düşünmek tehlikelidir. (Konfüçyüs)
*Elmas nasıl yontulmadan mükemmelleşmezse, insan da acı çekmeden olgunlaşmaz....NFİCİUS
*En güçlü hafıza bile en zayıf mürekkepten solgundur. (Meçhul)
*Erişmek istedikleri bir hedefi olmayanlar, çalışmaktan zevk almazlar (Emile Raux)
*Evinizin eşiğini temizlemeden komşunuzun damındaki karlardan şikâyet etmeyiniz. KONFÜÇYÜS
*Ey yaşam senin bunca değerli oluşun ölüm sayesindedir....SENECA
*Gençken bilgi ağacını dikelim ki, yaşlandığımız zaman gölgesinde barınacak bir yerimiz olsun. (chesterfield)
*Gideceğiniz yeri bilmiyorsanız, vardığınız yerin önemi yoktur. (peter f.drucker)
*Güller, laleler, bütün çiçekler solar. Çelik ve demir kırılır ama sağlam dostluk ne solar ne de kırılır. NIETZSCHE
*Güzel yüz aynaya aşıktır. MEVLANA
*Hakikaten insan için kendi çalıştığından başkası yoktur. (Necm-39)
*Hayatta bir gayesi olmayan insanlar, bir nehir üzerinde akıp giden saman çöplerine benzerler; onlar gitmezler, ancak suyun akışına kapılırlar. (Seneca)
*Hedefi olmayan gemiye hiçbir rüzgar yardım edemez. montaıgne)
*Her bildiğini söyleme, her söylediğini bil... CLAVDIUS
*Herşeyin anahtarı sabırdır. Civcivi, yumurtaları kuluçkaya yatırarak elde edersiniz, kırarak değil. (arnold closow)
*Hırs, bir sandalın yelkenini şişiren rüzgara benzer; fazlası gemiyi batırır, azı da gemiyi olduğu yerde tutar. (Woltaire)
*Hiç kimse başarı merdivenine elleri cebinde tırmanmamıştır. (J.Keth Moorhead)
*İki şey aklın eksikliğini gösterir: Konuşulacak yerde susmak, susulacak yerde konuşmak. (Sadi)
*İşlemeyen demiri kendi pası mahveder. İnsanı tembelliğe alışması mahveder. (hint atasözü)
*Kendine hakim olan başkalarına da hakim olur. (Konfüçyüs)
*Kıyıyı gözden kaybetmeye cesaret etmedikçe insan yeni okyanuslar keşfedemez (Andre Gide)
*Küçük şeylere gereğinden çok önem verenler, elinden büyük is gelmeyenlerdir. EFLATUN
*Mutluluğu tatmanın tek çaresi, onu paylaşmaktır. BYRON
*Ne kadar bilirsen bil, nlatabildiklerin, karşındakinin anlayabileceği kadardır.(MEVLANA)
*Öğretmen bir kandile benzer, kendini tüketerek başkalarına ışık verir.( RUFFINI )
*Türkler öldürülebilir, fakat yenilgiye uğratılamazlar. NAPELEON
*Ya bir yol bul, ya bir yol aç, ya da yoldan çekil. (Konfüçyüs)
*Yaşadığımız her an kendi hakkını ister. (goethe)
*Yaşamın uzunluğu değil, nasıl yaşanıldığı önemlidir. M.L.KING
*Yıpranmak paslanmaktan iyidir. (bishop cumberland)
*Zamanın değerini yapacak işi olan bilir (atasözü)
*Zamanında bir adım atmayan tembel, sonradan yüz adım atmak zorunda kalır. (GİOVİO)

YAZIK DEĞİL Mİ?


YAZIK DEĞİL Mİ?
Arife Yavuz 8/B

Şu geçen anlamsız ömre,

Acımasız ruha yazık değil mi?

Şu fakir insanların haline

Bakmayan göze yazık değil mi?


Yenmeyip çöpe dökülen yemeklere

Ağlayan nimete yazık değil mi?

Onları muhtaç olan birilerine

Veremeyen ele yazık değil mi?


Yıllarca sefalet çeken insana

Allah'a ver diye yalvarana

Komşusu alınca ona bakana

Minicik ellere yazık değil mi?


Onlar bir lokmaya muhtaç iken

Boğazından geçene yazık değil mi?

Üşümüş soğuk ellerine yardım yerine

Gecelere kadar içene yazık değil mi?


Belki bir kaç tatlı söz yeter

Onu kıskanana yazık değil mi?

Bu onun gönlünü kazanmaya değer

Boş yere yaşamaya yazık değil mi?

Arife Yavuz 8/B

21 Kasım 2007 Çarşamba

Bu Vatan Kimin

Bütün şehitlerimizi Rahmetle anıyoruz.

20 Kasım 2007 Salı

ORHAN VELİ KANIK "ANLATAMIYORUM"

BİR GECE İSİMLİ ŞİİRİ OKUYAN ÖĞRENCİMİZ SELVER

Mehmet Akif Şiirleri okuma yarışmasında Karaman İli 3. lüğünü kazanan şiir sevdalısı öğrencimize başarılar diliyoruz.

18 Kasım 2007 Pazar

SAHİP ÇIKILMAYAN NESİL BATMAYA NAMZETTİR



SAHİP ÇIKILMAYAN NESİL BATMAYA NAMZETTİR
Köklü bir milletin torunlarıyız. Tarihimizde gurur duyacağımız birçok olay gerçekleşmiştir. Bu gerçekleşen olayların hiçbiri herhangi bir mucize sonucu oluşmamıştır. Bizleri o zamanlarda ve şimdilerde sevindiren bu olayların temelinde zahmet vardı. Bu zahmet neticesi ise bir rahmet meydana gelmiştir. Bütün gelecek zamanlar o devrin gençleri üzerinde yükselmiştir. Gençlerine sahip çıkan milletler hep yücelmiştir. H.z Ali ”Çocuklarınızı bulunduğunuz zamana göre değil, gelecek zaman göre terbiye ediniz. Zira onlar sizin zamanlarınızdan başka bir zaman için yaratılmışlardır. O zamana uygun bir tarzda onları güzelce terbiye etmekte kusur etmeyiniz.” diyerek neslimize sahip çıkmanın ve onlara verilecek olan eğitimin önemine o zamandan işaret etmiştir.
Biz öğretmenler olarak bir neslin yetiştirilmesi vazifesini omuzlarımız üzerine almış bulunmaktayız. Sorumluluk sahibi öğretmenler bu vazifenin ağırlığı ile bir nesli yetiştirmenin sancısını çekmektedirler. Öğretmenlik mesleğine başlayan her birey bu vazifeyi yapacağına dair söz vermiş oluyor. Peki, neslimize sahip çıkıyor muyuz? Ya da sahip çıkmak için neler yapıyoruz? Bizler bu vazifeye başlamakla irfan meşalesini, irfan nesline ulaştırma vazifesini üstlenmiş oluyoruz. Bu vazife bizi gelecek nesillerin huzurunda mesul duruma sokacaktır.
Derslerine girdiğimiz öğrencilere bir bilgisayar gibi davranarak sadece bilgi yüklemek ne insanlığa sığar ne de vicdana. Onlar akıl sahibi, ruh sahibi nazenin canlılardır. Onlar geleceğimizin fikir işçileridir. O açıdan çok zeki çocuklar yetiştirebiliriz, peki bu zeki çocukların ileride devletine, milletine asi bir insan olmayacağını nasıl garantileyeceğiz? Elbette böyle bir durumu garantilemek çok zordur. Öyleyse evlatlarımıza vermiş olduğumuz ders konularının yanında onlara manevi dinamiklerimizden, kültürel değerlerimizden, milli duygularımızdan, tarihi zenginliklerimizden bahisler açmasak bu gençler bu değerleri nereden öğrenecekler? Gençlerimize öğretmenler olarak bizler çalışmanın erdemini, dürüstlüğün faziletini, ilmin izzetini, hoşgörünün değerini, yardımlaşmanın ehemmiyetini, vatanın yüceliğini, saygının edebini öğretmezsek bu eksik kalan faziletli davranışların yerine gençlerimiz neler koyabilir hiç düşündünüz mü? Bu erdemlerden mahrum kalan bir nesil bencillik soluyacak, şiddet yazacak, nefreti yansıtacak, cinsellikle yatacak tembellikle kalkacak gelecek yüzyılımızı karartacaktır.
Hepimizin evlatları vardır. Bizim çocuklarımızda bir başka öğretmenin elinde yetişmektedir. Hepimiz neslimizin yetişmesinde hassasiyet gösterirsek gelecek yüzyıllarda bizim mührümüz dünyaya vurulacaktır. Bizim sözümüz muteber olacaktır.
Devlet tarafından önümüze bir tezgâh verilmiş. Tezgâhta işlememiz için malzeme verilmiş. Önümüze konan bu malzemelerden geleceğin fikir işçilerini yetiştirmeliyiz. Misyon sahibi gençlerimiz öğretmenlerimizin gayretleriyle yakın geleceğimizi aydınlatacaktır. Bu konuda sabırlı olmalıyız. Anlattığımız her şeyin o saf zihinlerde hemen icraata dönüşmesini beklemek yanlış olur. Bu zorlu zamanda ilmikleri birer birer geçirmeliyiz. İlmiğin bir ucunu tarih şuuruna diğer ucunu bilime tutturarak sağlam bir kişilik oluşturmanın sancısını taşımalıyız. Bugün atacağımız tohumlar gençlerimizin sinesinde zamanı gelince filizlenip, meyveye duracaktır. Öğretmenlerimiz bir koyun misali verilecek bilgileri yoğurarak memeden çıkan faydalı süt gibi çocuklara sunmalı onların yetişmesinde başrolü oynamalıdır. Son olarak diyebiliriz ki sahip çıkılmayan nesil batmaya namzettir, biz sahip çıkarsak bu nesil yücelecektir.
Bütün meslektaşlarımı sevgi ve saygı ile selamlıyorum. Gelecek olan“Altın Neslin” ”İrfan Neslinin” huzurunda edeple eğiliyorum.
Abdulkadir Gök

17 Kasım 2007 Cumartesi

TELEVİZYONDA Kİ ŞİDDET


TELEVİZYONDA Kİ ŞİDDET
Televizyondaki şiddet içerikli programlarla ilgili yapılan araştırma dikkate şayan sonuçlar ortaya koyuyor. Özellikle üniversite gençliğinin, şiddet içerikli programlara bakışını gözler önüne seriyor. Bu araştırmanın sonucuna göre;
Gençlerin önemli bir kısmı şiddet içeren yayınların “TOPLUMA BAKIŞ AÇILARINI OLUMSUZ YÖNDE DEĞİŞTİRDİĞİNE” dikkat çekiyor. Başka çarpıcı bir sonuçta ise “İNSANLARA GÜVENİLEMEZ” düşüncesi ortaya çıkmaktadır. Ayrıca reyting rekorları kıran şiddet içerikli dizilerin kahramanlarının da “ÖRNEK TEŞKİL ETMEDİĞİNİ” ortaya koymuştur. Özellikle toplumda hep bu yönde yani örnek teşkil ettiği hususunda şikayetler oldukça fazladır.
Günlük hayatın önemli bir bölümünde değer yargıları hakkında belirgin mesajlar veren televizyonun, şiddet içerikli programların izlenme süresinin izleyicilerin değer yargılarına, örf ve adetlerine etkisi de bu yapılan araştırmada cevapları aranmıştır.
Araştırmaya katılan öğrencilerin;
% 66’sı Ekrandaki programlardan hiçbir şekilde bir şey öğrenilmediğini
% 77’si Şiddet içerikli programları izlemenin hiçbir faydası olmadığını belirtmişlerdir. Ancak; araştırma sonucu üniversitelilerin yüzde 60’ının şiddet öğesi bulunan yayınların izlenmesinin “HAYATIN OLUMSUZ YANLARINI BİLMEK AÇISINDAN FAYDALI” olabileceğine dikkat çekmişlerdir. Katılımcıların % 51 şiddet içeren yayınların “YAŞAMIN GERÇEKLERİNİ SERGİLEDİĞİNİ” tezinin doğru olmadığı görüşündeler. Araştırmaya katılan öğrencilerin yüzde 83’ü bu tip şiddet içerikli programların “OLUMLU” yanının olmadığını savunurken, bu yayınları izleyen öğrencilerin yüzde 84 ü söz konusu programların insanın kendisine olan güvenini ARTIRMADIĞINI dile getirmişlerdir.% 81’i ise filmlerde ki kahramanlarla kendini özdeşleştirmediğini beyan etmişlerdir.
Araştırmaya katılan öğrencilerin % 83’ü televizyonu izleme oranına paralel olarak kendilerinde “TEHLİKELİ BİR DÜNYADA YAŞIYORUZ” düşüncesi oluştuğu görülmüş. % 63’ü benzer şiddet içeren yayınları sonrası geceleri yalnız yürümenin daha tehlikeli olduğunu, %52’si “insanlar kendilerini güvende hissetmiyordur” düşüncesinin önemli oranda arttığını belirtmiştir. Araştırmaya katılan üniversite öğrencilerinin %62’si “İNSANLAR HER AN SALDIRIYA UĞRAYABİLİR” düşüncesi ile hareket ettiklerini ifade etmiştir.

Sonuç olarak şiddet içeren film veya dizilerin öğrencileri bunalıma ittiği, ayrıca televizyonun etkisi de çarpıcı olarak bu araştırmayla ortaya çıkmıştır.

KAYNAK:
1.Yard.Doç.Dr.Ömer Özer“Medya-Şiddet-Toplum” isimli araştırması -And.Ünv.İltş.Fak
2.Osman Gazi Üniversitesi Öğrencileri(araştırma yapılan öğrenciler)

Mehmet Ali DAYANIR
Sınıf Öğretmeni


Arkadaşlık


Arkadaşlık
Kötü karakterli bir genç varmış. Bir gün babası ona çivilerle dolu bir torba vermiş. " arkadaşların ile tartışıp kavga ettiğin zaman her sefer bu tahta perdeye bir çivi çak" demiş. Genç, birinci (ilk) günde tahta perdeye 37 çivi çakmış. Sonraki haftalarda kendi kendine kontrol etmeye çalışmış ve geçen her gün daha az çivi çakmış.
Nihayet bir gün gelmiş ki hiç çivi çakmamış. Babasına gidip söylemiş. Babası onu yeniden tahta perdenin önüne götürmüs. Gence "bugünden başlayarak tartışmayıp kavga etmediğin her gün için tahta perdelerden bir çivi çıkar, sök" demiş.
Günler geçmiş. Bir gün gelmiş ki her çivi çıkarılmış. Babası ona "aferin iyi davrandın ama bu tahta perdeye dikkatli bak. Artık çok delik var. Artık geçmişteki gibi güzel olmayacak" demiş. Arkadaşlarla tartışıp kavga edildiği zaman kötü kelimeler söylenilir. Her kötü kelime bir yara (delik) bırakır. Arkadaşına bin defa kendisini affettiğini söyleyebilirsin ama bu delik aynen kalacak (kapanmayacak).
Bir arkadaş ender bir mücevher gibidir. Seni güldürür, yüreklendirir sen ihtiyaç duyduğunda yardımcı olur, seni dinler sana yüreğini açar" demiş.

Esentepe İlköğreetim Okulu Kültür Edebiyat Kulübü

ATATÜRK İçin Ne Dediler.


ATATÜRK İçin Ne Dediler.
ALMANYA
Istırap çeken dünyada barış ve esenliği yeniden kurmak ve insanlığın yalnız maddi değil, manevi gelişmesini sağlamak isteyenler Atatürk' ün inandırıcılığından ve yön göstericiliğinden örnek ve kuvvet alsınlar.
Profesör Herbert MELZIG(Tarihçi)
FRANSA.
Akıllı ve barışçı yöntemlerle gerçekleştirdiği eseri halkların tarihinde izlerini bırakacaktır.
Albert LEBRUN/ Fransız Cumhurbaşkanı
İNGİLTERE
İngiltere önce, cesur ve asil bir düşman, sonra da sadık bir dost olarak tanıdığı büyük adamı selamlamaktadır. Sunday Times
AFGANİSTAN
O büyük insan yalnız Türkiye için değil, bütün doğu milletleri için de en büyük önderdi. Emanullah HAN/ Afgan Kralı
AVUSTURYA
Büyük düşüncelerin adamı, bir devlet mimarıydı. Neue Freie Presse/ Viyana
DANİMARKA
Atatürk, şahsiyet ve yeteneğin dev gibi bir simgesi idi, O, yirminci yüzyılın en görkemli olayını oluşturan adamdı. National Tidence Gazetesi
FİNLANDİYA
Atatürk, olağanüstü nitelikte bir devlet adamı, savaş sonrası dünya tarihinin en önemli simalarından biri idi.
Hufvud Stadbladet Gazetesi
HİNDİSTAN
Atatürk, yalnız Türk Milleti'nin değil, özgürlüğü uğruna savaşan bütün milletlerin önderiydi. O' nun direktifleri altında siz bağımsızlığınıza kavuştunuz. Biz de o yoldan yürüyerek özgürlüğümüze kavuştuk.
Bayan Sucheta KRIPALANI Hint Parlamento Heyeti Başkanı
İSRAİL
Mustafa Kemal Atatürk, kuşkusuz 20. yüzyılda dünya savaşından önce yetişen en büyük devlet adamlarından biri, hiçbir millete nasip olmayan cesur ve büyük bir inkilapcı olmuştur. Ben Gurion /İsrail Başbakanı (1963)
İSVİÇRE
Yalnız bir asker değil, aynı zamanda yüzyılımızın bir daha göremeyeceği bir dahi idi. Profesör SEKRETAN
İTALYA
Üstün iradesi, tükenmez cesareti ve eşsiz sezişi ile hasımlarını dize getirdi. Fazilet ve ciddiyeti, üç yılda memleketine yalnız askeri değil, aynı zamanda tam ve doyurucu bir siyasi zafer kazandırdı. F.Perrone Di San Martino (Yazar)
JAPONYA
Şaşırtıcı ve çekici bir kişi. Asker olarak büyük, fakat devlet adamı olarak daha büyüktü. Japon Times
MACARİSTAN
Dünya, bu savaş ve barış kahramanı büyük adamın ölümü ile yoksul düşmüştür. Pester lioyd Gazetesi
PAKİSTAN
Kemal Atatürk, yalnız bu yüzyılın en büyük adamlarından biri değildir. Biz Pakistan'da, Onu geçmiş bütün çağların en büyük adamlarından biri olarak görüyoruz. Askeri bir deha, doğuştan bir lider ve büyük bir yurtseverdi.
Eyüp Han, Pakistan Cumhurbaşkanı
RUSYA
Şöhreti bütün cihana yayılmış olan tecrübeli başkanın yönetimi herkesin sevgi ve saygısını çeken büyük Türk Milleti'nin milli bağımsızlığını devamlı bir başarı ile kuvvetlendirmiş ve yeni milli yapısını yaratmıştır.
Sovyet Başbakanı Kalinin
Esentepe İlköğretim Okulu Kültür Edebiyat Kulübü

16 Kasım 2007 Cuma

BUNLARI HİÇ DÜŞÜNDÜNÜZ MÜ?


BUNLARI HİÇ DÜŞÜNDÜNÜZ MÜ?

Aşağıda hayatınızın yönünü ve yolunu bulmanızı sağlayacak bazı sorulara yer verilmiştir. Lütfen bu soruları okuyun ve en çok hoşunuza giden 1 tanesini işaretleyin. Sonrada o seçtiğiniz soruya cevap teşkil eden bir sayfalık bir makale yazın. Haftada bir bu işlemi farklı seçeneklerle aynı şekilde deneyin. Bu uygulama kişisel gelişiminiz için inanılmaz derecede yararlı bir çalışmadır. Hayatınızı anlamlı ve kontrol edilebilir hale getiren her uygulama gibi bu uygulamada yapılmaya değer...

Senin diğer insanlara göre daha iyi yapacağın işler neler?
10 yıl sonra nasıl bir hayat yaşıyor olacaksın?
Senin için önemli olan sürekli artan hızla konuşmak mı, yoksa daima birilerini geçiyor olmak mı?
Kendini kötü hissetmen için yapman gerekenler nelerdir? Ve hemen kendini kötü hissetmen için kaç türlü yol bulabilirsin
Kendini başarılı sayman için neler olmalı? Hayatta başarılı olup olmadığını nasıl anlayacaksın?
Başarılı olmayı bir mücadele olmaktan çıkarıp, yaşam biçimi haline nasıl dönüştürebilirsin?
İçinde yaşadığın toplumun senden beklentileri nelerdir?
Hayatta öğrendiğin en önemli ders hangisi?
Beyninin nasıl çalıştığını beynine öğrettin mi?
Bugün daha iyi bir hayat kalitesine ulaşmak için ne yaptın?
Bugün hayatının temel amaçlarına ulaşmak için ne yaptın?
Bugün yaptıkların 5 yıl sonra seni nereye götürecek, sen nerede olmak istiyorsun?
Kesin olarak başarabilecek olsaydın: yarından itibaren neler yapardın?
Hayatta başına gelen tüm olumsuz durumları kendi lehine olacak şekilde kullanmayı ne kadar sürede öğrenebilirsin?
Kesin, net ve tam olarak kim olmak, neler yapmak, nasıl bir hayat yaşamak istiyorsun? Bu istediğini ne kadar zaman içerisinde, hangi bedeller karşılığında, nasıl elde edebilirsin?
Elindeki kaynaklar neler? Bunların en etkili şekilde nasıl kullanabilirsin?
Hayatını düşün ve cevapla:
* Hayatında neler oluyor, neden böyle oluyor?
* Neler olmasını istiyorsun, neler oluyor?
* Tüm bunlar nasıl oluyor?
* Bu durumda yapılması gereken nedir?
* Yapılması gerekenlerden yapılabilecek olan nelerdir?
* Yapılabilecek olanlardan senin yapabileceklerin neler?
* Sen ne yapıyorsun?
“Yarın başka bir insan olacağım” diyorsan; neden bugünden başlamıyorsun?
Hayatınız değişmeli ise; bunu siz yapmazsanız kim yapacak? Bu gün yapmayacaksınız ne zaman yapacaksınız? Buradan başlamayacaksınız nereden başlayacaksınız.
Esentepe İlköğretim Okulu Kültür Edebiyat Kulübü

En İyi, En Güzel Arkadaş, Dost: KİTAP


En İyi, En Güzel Arkadaş, Dost: KİTAP
Bir Japon atasözü : “ Tek kalan el işe de, alkışa da yaramaz “ diyor..Arkadaşsız,dostsuz insan da öyle… Ama gerçek arkadaş, dost nerede? Çevremizde “masa arkadaşı çok, tasa arkadaşı yok ”
Arkadaş çeşit çeşit, arkadaş türlü türlü. Birlikte büyüdüğümüz çocukluk arkadaşı, mahalle arkadaşı,
ömrü uzun olmayan içki, oyun arkadaşı, okul bitince unutulan okul arkadaşları,” Gel teskere gel “ diye
sabırla koruğun helva edildiği asker arkadaşlığı …
Eşlerimiz de bizim hayat arkadaşlarımızdır. Bu bakımdan bazı eşler birbirine “ arkadaş, arkadaşım,
ahbap ( En büyük yengem amcama böyle seslenir. ) “ diye seslenirler. Arapçada “ Refik, Refika “ dost,
arkadaş anlamına gelir.
Bir düşünür, “ Bana arkadaşını söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim .“ demiş. “ Üzüm üzüme baka baka kararır. “ “ Kır atın yanında duran ya huyundan ya tüyünden alır. “ Kişiyi arkadaşı
azdırır. Arkadaşlarını kıramayan, onların her dediğine peki diyen gençler arkadaş yoluna kötü yola düşerler.
Sigara, içki gibi kötü alışkanlıklarımız çoğu zaman arkadaşlarımızın eseridir.
Mehmet Akif Ersoy “ İstiklal Marşı “ nda gençlere “ Arkadaş! Yurduma alçakları uğratma, sakın “diye sesleniyor. Ahmet Haşim “ Ay “ adlı yazısında , “ Güneş bütün gün, insana doğru, fakat acı şeyler söyleyen bir arkadaştır “ diyerek güneşi dobra dobra konuşan, gerçekleri gösteren bir arkadaş sayıyor. Bir atasözümüze göre de “ Dost acı söyler “
Hepimiz gerçekçi geçiniriz, gerçeklerden hoşlandığımızı belirtiriz de, doğruyu söyleyen arkadaşları-mızdan pek hoşlanmayız. Yaptıkları eleştiriler canımızı sıkar, onları “şom ağızlı “ olarak görürüz. Oysa yü-
zümüze gülen, sık sık iltifat eden arkadaşlar başımızın tacıdır. Yolculuğa çıktığımız zaman iyi bir yol arkadaşı bulsak da yalnızlığımızı gidersek, tatlı tatlı muhabbet etsek diye içimizden geçiririz. Ama kimi yol arkadaşlarının çeneleri bir açıldı mı kapanmak bilmez. Hep kendisi konuşsun da başkaları dinlesin ister, yanındakilere konuşma fırsatı vermez.İş arkadaşının iyisi insana huzur verir, kötüsü ise asla çekilmez, ızdırap verir. Buraya kadar hep arkadaştan, arkadaşlıktan bahsettik.Peki geleceğimizi emanet edeceğimiz çocuklarımızın eğitiminde nasıl bir yol izlersek daha akılcı davranmış oluruz.Dedelerimizin babalarımıza ve babalarımızın da bizlere uyguladığı korkuya dayalı bir eğitim mi,yoksa daha akılcı olan ve peygamber efendimi-zin de bizzat uyguladığı sevgiye dayalı bir eğitim mi? Sevgiye dayalı bir eğimin temelleri ailede atılır.Ço-cuklarımızı ve gençlerimizi iyi eğitmek istiyorsak onları ciddiye almalı,yetişkin bir birey gibi dinlemeliyiz yani arkadaşlık etmeliyiz onlarla.Osmanlı toplumunda çocuk eğitimine büyük önem verilir “ yetişkin “ muamelesi yapılırdı,onlara selam verilir ,selamları alınırdı.B öylece çocuk kendine güveni ve kişiliğine saygıyı öğrenirdi..
Hep arkadaş dedik, arkadaşlık dedik.Peki en candan,en iyi en güzel arkadaş kimdir,nedir? Bize çok iyi
davranan arkadaşlarımız bile bizimle gece gündüz birlikte olmaz, olamaz. Ama kitaplar öyle mi? Her zaman,
her yerde elimizin altındadırlar. Ne zaman istesek emrimizde ve hizmetimiz dedirler. Derdimizi sıkıntımızı
sayfalarına dalarak unuturuz. Kitaplar bizi avuttuğu gibi yükseltir de. Uygarlık yazıyla, kitapla başlamıştır.
Çağdaş, kültürlü hedef ve ülkü sahibi olmanın yolu kitaplardan geçer. Çocuklarımızın okuma alışkanlığı ka-
zanabilmeleri, kitaplarla dost ve arkadaş olabilmeleri için gerekli alt yapının ilk temeli okulda atılır. Bu konuda biz öğretmenlerin de vizyon, misyon,hedef ve ülkü sahibi olması gerekmektedir.Konuyla alakalı olarak şuörneği vermek istiyorum :Sultan 2. Mehmet henüz yedi yaşlarındayken hocası Molla Ak Şemsettin kula-ğına eğildi ve başarının en önemli kuralını fısıldadı : “Hedefini tespit et!” Önce hedef belirlendi :”Kons-tantiniyye mutlaka fethedilecektir.” Ak Şemsettin hedef tespiti sonrasında şunu söyledi: “ Dağ ne kadar yüksek olursa olsun, yol onun üzerinden geçer. Sen dağ olmaya heveslenme, asla gururlanma; yol ol ki ,herkes senin üzerinden geçerken ,sen dağların bile üzerinden geçesin.”
“ Hocam, ya şartlar elverişli olmazsa? “ diye sordu. Ak Şemsettin şu cevabı verdi : “ Şartlara teslim olmazsan şartlar değişir, sana teslim olurlar. Çok çalışır, çok dua eder ve çok istersen Allah’ın rahmeti tecelli eder,rahmet tecelli ettiğinde nice olmazlar olur.
Biz öğretmenler okulda, anne babalar evde çocuklarımızı hedef ve ülkü sahibi yapabilirsek en önemli
görevlerimizden birini yapmış sayacağız kendimizi. Hedef sahibi insanın en önemli besin kaynağı kitaplardır. Hadi gelin bu candan arkadaşımızı,dostumuzu bağrımıza basalım.Okuyalım,okutalım, kitap okumayı
yaygınlaştıralım. O zaman bakın nasıl yediveren gülleri açacaktır benliğimizde, sevgi bülbülleri şakıyacaktır
içimizde.

HÜSNÜ DİKYOL
Sınıfı Öğretmeni

15 Kasım 2007 Perşembe

TÜRK KADINI


TÜRK KADINI
Silip atamamış kara bahtını
Ümitleri sonsuz, korkuları azgın
Kim bilir neden ağlar Türk Kadını
Hayatta çaresiz yaşamdan bezgin

Tutturmuş tarla yolunda bir yanık türkü
Gözlerinden yaşlar akar sürekli
Kazma kürek değil, gamdır yükü
Tükenmemiş ümidi azimli ve yürekli

Yaşı gelmiş demişler ‘Kadınsın okuyamazsın’
Tarlalarda tüketmiş gençliğini
Söyle ey Türk Kadını neden ağlarsın?
Çektiklerin yeter sil artık gözlerini

Kader gülmese bile, düşsen de yad ellere
Ağlama kaderine, pes etme Türk Kadını
Sevgiler buket olsun, nasırlı ellerine
Sil artık gözlerini Ağlama Türk Kadını

Acıların girdabında tutsak Türk Kadını
Avuçlarında nasır, yüzünde alın teri
Onurunu çiğnetmemiş adını
Karakışın ayazında donsa da elleri

Aç yüce simanı ellerini şafakların süvarisi sende kanatlansın
Dök içinde ki kutlu cevheri
Sen Türk kadınısın
Atamızın dediği gibi,
Sen yerlerde sürünmeye değil,
Omuzlarda göğe yükselmeye layıksın!”

SEHER DÜNDAR 8/A

2005 YILI DÜNYA KADINLAR GÜNÜ DOLAYISIYLA YAPILAN ŞİİR YARIŞMASINDA İL BİRİNCİSİ (1.) OLMUŞTUR

HAYATIN ANLAMI ANNELER



HAYATIN ANLAMI ANNELER

Anne… Dünyada en şefkatli, en güzel, en sabırlı ve en merhametli varlık annedir. Annesiz bir dünya hayal edilemez. Her ailenin başında mutlaka bir anne olmalıdır. Anne olmaz ise aile içinde huzur olmaz, çocukların psikolojisi bozulur, arkadaşları tarafından hor görülür. Çocukta bunu büyük bir sorun haline getirir. Genelde çocuklar her konuyu annelerine danışır, anne olmayınca çocuk kendisine rehberlik yapacak birisini bulamadığından kötü alışkanlıklar kazanabilir.
Nasıl bir evin temeli olmaz, o ev en ufak bir sarsıntıda bile çökerse, annede ailede öyledir. Bunun için evde anneye önem verilmelidir.
Annenin önemi biyolojik ve psikolojik olarak ispatlanmıştır. Dünya insanları her yıl mayıs ayının ikinci Pazar günü tüm annelere armağan etmiş ve bu günü Anneler Günü olarak kutlanmasını kararlaştırmıştır. Yalnız annelerin hakkı öyle bir günde ödenecek kadar az değildir. Bir çiçekle ‘’Anneler günün kutlu olsun demekle geçiştirilemez.’ Yılın 365 gününü Anneler günü olarak kabul edip, Annemizi hiçbir zaman üzmemeli ve unutmamalıyız. Bu sayede onlara olan borcumuzun bir kısmını karşılamış olalım.
Hepimiz çocuk olmuş, bir bir yerimiz acıdığı zaman ağlamış, bir sıkıntıya düştüğümüz zaman anne diye ah çekmişizdir. Bu anneye olan bağlılık sadece çocukken değil, büyüyüp çoluk çocuğa karıştığımız zamanda devam etmiştir. Yeni doğmuş bir bebek önce annesini görür. İlk sevgiyi, şefkati, ilk sıcaklığı o anda tadar. Bu bebeğin büyümesi esnasında iyi ya da kötü, doğru ya da yanlış her şeyi annesinden öğrenmeye başlar. Yaşamı boyunca okul, iş yaşantı şeklinde devam eder.
Sonuç olarak dili, dini ırkı ne olursa olsun her insan topluluğu anneye büyük önem vermiştir. Bunun yanı sıra toplumların, sosyal yaşantılarını düzenli olması içinde annelere büyük görev ve fedakârlıklar düşmektedir. Yani toplumun temeli aile, ailenin temeli de annedir.

ÖMER SEZER- 8/A
2005 YILI DÜNYA KADINLAR GÜNÜ DOLAYISIYLA YAPILAN KOMPOSİZYON YARIŞMASINDA İL İKİNCİSİ (2.) OLMUŞTUR

BABA-ÇOCUK İLİŞKİSİ


BABA-ÇOCUK İLİŞKİSİ
Bir erkek için, duygusal yönden alacağı hiçbir ödül, çocuklarını doğdukları andan, bağımsız yaşayabilecekleri çağa gelinceye kadar gereğince yetiştirebilmek kadar doyurucu olamaz.
Hiç kimse iyi baba olarak doğmaz. Üstelik babada, annedeki prolaktin hormonu gibi destekleyici biyolojik faktörler de yoktur. İyi baba olmak; sevgi, deneyim, sabır ve bilgilenme işidir. Babalık yaşantısı, eşinin hamile olmasıyla başlar. Bu dönemde baba adayı, doğum öncesindeki gelişimi adım adım eşiyle birlikte izler. Eşini gerginleştirecek ortamı oluşturmamaya özen gösterir. İşte babalık sorumluluğu da böylelikle başlamış olur.
Doğumdan sonra, normal bir baba için cinsiyet faktörü hiç önem taşımamalıdır. Ancak, ne yazık ki hala kadını insandan saymayan bazı yörelerimizde, kız çocuğunun doğumu bazı babaları mutlu etmez. Bu durumda ya çok dışlanır, ya da suçlanan anne olur.
Doğumdan sonra tıpkı annede olduğu gibi, babanın da çocukla duygusal ilişkiyi kurabilmesi için onunla fizik temasa ihtiyaç vardır. Bunun için de çocuğun beslenme ve oyun faaliyetlerinde babanın etkili olması gerekir ki, bazı babalar bu tür işlerin “erkek işi” olmadığı gibi garip saplantılar içine girerek, reddederler.
İlk yıldaki anne-çocuk ilişkisinin önemi, babanın rolünü azaltır. Nasıl ki ilk yıl için annenin varlığı, ilk dış dünya algıları oluşumu için vazgeçilmezse, ikinci yıldan itibaren babanın önemi de giderek artmaya başlar. Babanın varlığıyla çocuk, annenin yalnız kendisine ait olmadığını, annenin kendisinden başka kişilerle de ilgilendiğini görür. Bu durum, onda bir iç çatışmaya bağlı olarak huzursuzluk ve sıkıntı hali doğurabilir. Baba,1) Anneyi mutu etmek ve ona yardımcı olmak.2) Otoriteyi sağlamak ve annenin çocuğa getirdiği düzeni sürdürmek,3) Toplumla bağ kurmak ve statü kazandırmak için gereklidir. Bundan başka baba, eğer anne çalışmıyorsa, dış dünya ile bağı oluşturur, aile dışı gerçekliği şekillendirir.
Davranışçı açıdan çocukla birlikte geçirdiği sürenin kısmen kısa olması nedeniyle babanın rolünün daha önemsiz olduğu sonucunu çıkarabilir. Ancak, babaların “uygun davranış” konusundaki tavırları daha belirginse, bu davranışlar arasında kesin çizgiler çizmişlerse, kız ve erkekler arasındaki davranış farklarını oluşturma ve güçlendirmedeki rolleri anneninkinden daha önemli yer tutar.
Anne ve babalar arasında önemli bir tercih farkı görülmemesine karşın, genel olarak babaların, ilk çocukta tercihlerinin erkek çocuk üzerinde yoğunlaştığı görülmüştür. Babaların %45’i tercihlerini erkek çocuk olarak belirtirken, %40’ı tercih belirtmemiştir. Nedenler sorulduğunda, yarıdan fazlası bir erkeğin erkek çocuk istemesinin son derece doğal olduğunu, bir kısmı ise erkek çocuklarıyla birlikte gerçekleştirebilecekleri faaliyetlerin daha çok olduğunu, bir diğer grup ise aile isminin devamını erkek çocuğun sağlayacağını neden olarak ileri sürmüşlerdir.
Babaların yaşamın ikinci yılında erkek çocuklarıyla daha yakın ilişkiye girdikleri, özellikle yakınlaştıkları ileri sürülmüştür. Bu iddiayı araştırma verileriyle saptamak için, babalarla yapılan görüşmelerde bu noktaya da değinilmiştir. Gerçekten de bulgular, beklentiler doğrultusunda olmuştur. Bunun en büyük nedeni, 2 yaş çocuğunun sergilediği davranışların birçoğunun, babaların “gerçek bir erkek” kavramına daha yakın olmasıdır. Kız çocuğa sahip olanlarla, erkek çocuğa sahip babalar arasında belirgin bir fark görülmüş, erkek çocuğa sahip olanların, çocuklarına daha yakın oldukları belirlenmiştir.
Gözlemler sonucunda, babaların genel olarak erkek çocuklarıyla birlikte oynadıkları oyunların süresinin, kızlara oranla biraz daha uzun olduğu görülmüştür. Kızlarla oynanan oyunlar, daha çok şakalaşmak, saldırganlığa kontrol altında izin vermek ve babanın güç ve kuvvetinin sergilenmesinin karışımından oluşmuş oyunlardır. Erkek çocuk babaları tarafından en sık belirtilen ortak faaliyetler fiziksel oyun veya spor olmuştur. Erkeklerin çoğunluğu için, futbol, özellikle, belirtilen bir spor faaliyetidir. Kızlar için en çok bahsedilen faaliyet, akademik öğrenmede ona yardım etmek, çocuğu desteklemek olmuştur.
ARMAĞAN SARAÇ

14 Kasım 2007 Çarşamba

HAYATA NASIL BAKIYORSUNUZ:




HAYATA NASIL BAKIYORSUNUZ:
Fransa’da, ağır işçilerin işleri hakkında ne düşündüklerini incelemek üzere araştırmayı yürüten bir görevli, bir inşaat alanına gönderilir. Görevli, ilk işçiye yaklaşır ve sorar :
— “Ne yapıyorsun?”
— “Nesin sen, kör mü?” diye öfkeyle bağırır işçi.
—”Bu parçalanması imkânsız kayaları ilkel aletlerle kırıyor ve patronun emrettiği gibi bir araya yığıyorum. Cehennem sıcağında kan ter içinde kalıyorum. Bu çok ağır bir iş,
Ölümden beter.” Görevli hızla oradan uzaklaşır ve çekinerek ikinci işçiye yaklaşır. Aynı soruyu sorar : -”Ne yapıyorsun? -”İşçi cevap verir:
—Kayaları mimari plana uygun şekilde yerleştirilebilmeleri için, kullanılabilir şekle getirmeye çalışıyorum. Bu ağır ve bazen de monoton bir iş, ama karım ve çocuklarım için para gerekli. Sonuçta bir işim var. Daha kötü de olabilirdi.”
Biraz cesaretlenen görevli üçüncü işçiye doğru ilerler.
—”Ya sen ne yapıyorsun?” diye sorar.
—“Görmüyor musun?” der işçi kollarını gökyüzüne kaldırarak.” Bir katedral yapıyorum”Bu hikâyenin enteresan tarafı her üç işçinin de aynı işi yapıyor olmaları. Görmeyi seçtiğiniz yol sizin tutumunuza bağlıdır
Bugün hava biraz bulutlu mu yoksa biraz güneşli mi?
Güllerin dikeni mi vardır, dikenli dalların gülleri mi?
Bardağın yarısı boş mudur, yarısı dolu mu?
Yoksa bardak olması gerekenin iki katı büyüklükte midir?
Seçim size ait…
Yazar: Allen Klein


UYARLAMA
Bir eğitimci olarak olaylara ve okuduklarıma bakış açım icra etmeye çalıştığım meslek yönüyle olur. O açıdan bu okuduğum hikâye benim çok hoşuma gitti. Çünkü içinde bulunduğumuz meslek itibariyle burada tasvir edilen tabloyu görebiliyoruz. Şöyle ki bizde bu soruyu öğretmenlerimize yönelttiğimizde burada ki üç cevaba yakın cevaplar alabiliriz.
Birinci öğretmene yaklaşıp sorarız ne yapıyorsun sen:
“Nesin sen, kör mü?” diyerek karşılık verir.
Anasının babasının evde baş edemediği veletlerle kısıtlı imkânlar içinde uğraşıyorum. Bunlardan hiçbiri adam olmaz ama ne yaparsın işimiz bu.
İkinci öğretmene yaklaşıp sorarız ne yapıyorsun sen:
Devletin bize tahsis ettiği saatler içinde, yine devletin tarif ettiği ve planladığı şekilde çocuklara ders anlatıyorum. Bu iş oldukça sıkıcı ama ne yaparsın ekonomik krizin olduğu bir zamanda bu iş benim için iyidir.
Üçüncü öğretmene yaklaşıp sorarız ne yapıyorsun sen:
Görmüyor musun diye eliyle işaret ederek geleceğin fikir işçilerini, altın neslini, geleceğin aydınlık simalarını yetiştiriyorum. Toprağa atılan tohum gibi gelecek neslimizin vicdanına kutsal değerlere saygıyı, dürüstlüğü, çalışmayı, erdemi, azmi ve başarıyı koyuyorum. Baharda açan bir çiçek gibi bu evlatlarımız daha güzel ve daha yaşanılası bir dünya oluşturacaklar. Diye hakikati haykırır.

Abdulkadir Gök